Kayıtlar

Unutulmuş bir yerde-4

   Bana mı seslendin diye bağırdı eşi Hatice..evin kapısını açmış ona bakıyordu..Sabah soğuk, üşüyeceksin, ne yapıyorsun öyle arabaya oturmuş.. gel artık, çayı da demledim,kahvaltı hazır dedi sonra..    Oysa o henüz babasının yanında olduğunu ve konuştuklarını düşünüyordu..olan bitenlerin etkisi geçmemişti daha..uyuklamış mı, yoksa başı dönüp kendisini arabanın çocukken babasının yanına oturduğu bu kısmına mı atmıştı, yoksa gerçekten de babasıyla mı konuşmuştu karar veremiyordu bir türlü..    Birden etrafında her şeye başka bir gözle bakmaya başladı..sanki çok uzaklardaki üzeri beyazlamış dağlardan, hemen önündeki taşlara, hatta uçan kuşlardan toprağa her şeyin kendisiyle konuşmak istediğini hatta konuştuğunu hissetti..ya işte böyle der gibiydi her şey, baban haklı, hepimiz her şeyin farkındayız, seni de iyi biliyoruz, sen iyi bir insansın, iyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir dede, iyi bir arkadaşsın.. biz çok uzun zamanlardan beri buradayız, içinde bulund...

Zor yıllar-4

   Tarihe muhtıra olarak geçen bu bildiri ile 27 Mayıs gibi asker idareye el koymamış, ama hükümetin istifasını ve bir 'milli' hükümet kurulmasını isteyerek bir nevi idareye ağırlığını hissettirmişti..Demirel'den nefret edenler bu müdahaleyi sevinçle karşılamış,ama bu müdahalenin kendisinin iktidara gelmesini önlemek için yapıldığını iddia eden Ecevit CHP nin genel sekreterliğinden istifa etmişti..kısa sonra da istemeye istemeye de olsa Demirel de istifa ettirilmiş ve CHP de Ecevitle ters düştüğü için istifa eden Nihat Erime hükümet kurma görevi verdirilmişti..    Aslında, sonradan anlaşıldığına göre 12 marttan birkaç gün önce asker ve sol görüşlü bir grup solcu aydın bir ihtilal yapacakmış ama bunun haberini alan sağ görüşlü ana grup vaziyete el koyarak ihtilali daha doğrusu müdahaleyi tam tersi yönde yapmıştı..yeni hükümet askerin isteği doğrultusunda özellikle sol grupların üzerine gitti, daha önce mimlenmiş olan tüm gruplar teker teker toplanıp hapishanelere ve...

Unutulmuş bir yerde-3

   Babası, aynen birlikte arabalarına binip bağlarına gittikleri zamanlardaki gibi,arabanın sol önüne oturmuştu,ama arabaya at koşulu olmadığı için öne eğik durumda olan arabadan sarkmış olan ayakları neredeyse yere değiyordu..acaba rüya mı görüyorum diye gözlerini ovuşturarak babasının yanına doğru gitti..babası tıpkı çocukken yaptığı gibi, onu koltuklarının altından tuttuğu gibi kaldırıp sağ yanına oturttu..o da hep yaptığı gibi başını babasının göğsüne dayadı, neredeyse aradan otuz yıl geçmişti ama babasının kokusunu hemen hatırladı..ne kadar yumuşak ve sıcaktı babasının sağ yanı..    Buradan sonra babası ile neler konuştular,bu beraberlik ne kadar sürdü, tam olarak bilmiyoruz..ama aralarında aşağı yukarı şöyle bir konuşma geçmiş olabilir:    -baba, seni çok özledim.. neredeydin?    -çok uzakta değildim oğlum, ben seni görüyordum hep, sen beni göremedin    -baba sen ölmemişmiydin, seni biz gömmedik mi?    -evet öldüm...

Zor yıllar-3

   Zinde güçlerin, devrimcilerin, komandoların, hatta adını bile sonradan öğrendikleri nice nice güçlerin, hatta bunların fraksiyonlarının kendilerine göre birer hesapları vardı..o günlerden onbeş yirmi yıl sonra o zamanlarda etkin roller oynayan bazı kişiler anılarını yazacak ve bazıları dönek olarak, bazıları da hala o fikirlerinden dönmediklerini iftiharla anlatarak kendilerince kahraman olarak anılacaklardı..    Bu arada bizim kahramanımız da etrafta neler döndüğüne fazla kafa yormadan bir an önce okulunu bitirip bir doktor olarak hem memleketine hayırlı bir vatandaş olmanın hem de ana babasına daha fazla yük olmaktan kurtulmanın hesabını yapıyordu..okulunda solcu ve sağcı gençler birbirlerine yan gözle bakmakla birlikte derslerin yoğunluğu ve hocaların sertliği yüzünden pek memleket kurtarmaya zaman bulamıyorlardı..ders aralarında iki grup arasında laf atmalar, fikir çatışmaları olsa da ortak düşman ve gestapo olan hocalar ve asistanları derse girince ister is...

Unutulmuş bir yerde-2

   Ahırın kapısını açtığında önce burnuna hayvan kokusuyla karışık nemli bir gübre kokusu geldi..gözleri içerinin karanlığına bir süre alışamadı, neden sonra bir karaltı şeklinde atın silüetini farketti..at ayağa kalkmış, sanki nerede kaldın, bugün iş yok mu, biraz gezecek miyiz der gibi ona bakıyordu..saman konulan yere baktı, önündeki samanı ve arpa karışımını yemiş, içi biraz ferahladı..korkuttun beni oğlum dedi sevecen bir sesle, at da ona bir dosta bakar gibi bakıyordu.. atın yanında bir kaç sene öncesine kadar bir de inek ve buzağısı da vardı.ama paranın gözü kör olsun, buralarda bir deyim vardır 'anayı kızından ayıran para' diye, kızlarının düğünü için para lazım olmuş, çocuklarına sütünü içirdikleri, fazla gelen sütünden yoğurt, tereyağ ve peynir bile yaptıkları sarı kızlarını yavrusuyla beraber kasaba satmak zorunda kalmışlardı.inek ve yavrusunun kasabın kamyonetine zorla bindirilişini ve kamyonet hareket ederken sarı kızın ona son bir kez dönüp bakışını uzun süre un...

Zor yıllar-2

   Daha yurdun keyfini çıkaramamışlardı bile..zaten o nesil hiç bir şeyin tadını çıkaramadı, her şeyi yarım yamalak yaşadı..bir kargaşa içinde geçti bütün tahsil hayatları neredeyse..68 kuşağı dendi, asi kuşak dendi, başkaldırıyı bile tam yapamadılar, hani ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranamadı derler ya aynen o durumdaydılar..o yıllarda bir geçiş döneminin başındaydılar, 27 mayıs ihtilalinden sonra görece olarak hürriyetler daha genişletilmiş görünüyordu ama kimsede karşı tarafı dinleme, ikna etme diye bir çaba yok gibiydi..herkes kendi haklılığına kesin inanıyor, diğerlerinin buna uyması gerektiğini düşünüyordu adeta..daha sağ nedir, sol nedir bilmeden herkes birer Marks, Engels uzmanı olmuştu..gazeteden veya bir coşkulu öğrenci liderinden (!) biraz bir şeyler öğrenen ahkam kesmeye başlıyordu..Tabii Siyasal ve Ortadoğu öğrencisi olmak bir ayrıcalıktı, onların hepsi birer devrimciydi adeta..bunlara tepki olarak Milliyetçi söylemleri kem küm ederek ifade etmeye çalışanlar başlang...

Unutulmuş bir yerde-1

   Bu sene kış sert geçecek dedi içinden, bu kasım ayı sabahında erkenden evin bahçesine çıkmış göz alabildiğine uzanan bozkırı seyrederken..ayvaların çokluğundan belliydi dedi sonradan, bahçeye bir kaç ayva ve başka meyvalardan, mesela elma armut ve nar da dikeyim, tam zamanı, diye geçirdi sonra.    Gece boyunca köpekler havlayıp durmuşlardı, daha kurtların kasabaya inmesine zaman var, acaba hırsız uğursuz biri mi hayvanları huzursuz etti, gerçi memleketin bu unutulmuş bir köşesindeki unutulmuş bir şehrin, daha da unutulmuş, kıyıda köşede kalmış kasabasında hırsızın ne işi olabilirdi ki..    Uzaklarda bir sıra uzanan dağların mora çalan tepeleri biraz daha beyazımsı, buğulu puslu görünüyordu. Geçen günkü soğuklar ve yağmur yüksekleri beyaza boyamıştı anlaşılan..Alçaklara karlar yağmış üşümedin mi, sen bu işin sonunu düşünmedin mi türküsü dilinin ucuna geldi birden.    İçerden bir çocuk ağlaması sesi geldi, iki yaşındaydı torunu, bugünlerde...