67- Tragedya

 



     Şehrin öte yakasından koşarak bir adam gelir;


     - Duydunuz mu? Hani tefecilik yaparken bir elinde terazisini, öbür elinde kılıcını hiç bırakmadan icra i sanat eyleyen, kendisi sayısız hovardanın yatağından geçtiği halde hâlâ kızoğlankız olduğunu iddia eden her dem taze şen dul bir kadın vardı ya, ismi lazım değil,


     Kalabalıktan meraklı bir ses;


     - Eee, noolmuş haspaya?


     - İşte o kadını bu sefer de, hani dükkânda getir götür işlerine bakar iken bazen cebinde bir kaç altını da unutuvermesiyle mesleğinde temayüz etmiş olan ve kendisini koçyiğit delikanlı diye satmaya çalışan o at hırsızı vardı ya, işte o herif i na şerif, o esnada kasa dairesinde altınlarını sayıp tartmakla meşgul olan mumaileyhi tenhada sıkıştırıp becerivermiş!


    Koro;


     - Yaaa!, Eyvaaaah! Vah vaaahhh!..


     Kalabalıktan başka bir meraklı ses;


     - Peki sonra ne olmuuuş?..


     Adam;


     - Ne olacak işte, hamamın namusu kurtulsun diye bu defa kadını tecavüzcüsüyle evermeye karar vermişler, zaten bu işimiz de adettendir ya, Yüce Padişahımızın da onayıyla bu ikisinin nikahı baş dinsiz din adamımızın riyasetinde toplanan uğursuzlar meclisinin önünde bir gece yarısı kıyılıvermiş!. Kuyumcu ablamız ve damat beyimiz el an pek bir mesutmuş, düğünleri de müsait bir zamanda icra edilecek ve şereflerine kırk gün kırk gece eğlenti yapılacakmış, ama şu sıralarda kuyumcunun kasasında pek altın felan da kalmadığı içini yüce padişahımızın fermanıyla bizler; yerseniz imece usulüyle, yemezseniz cebren salınacak vergilerle toplanacak paralarla, hep beraber bu anlı ve şanlı düğünü, siz ey halkımız yani açıkcası biz aziz ve necip Yunan milleti hep birlikte milli şuur ve dayanışma içerisinde finanse edeceğiz, haydi pamuk eller cebeeeee!


     Koro;


     - Çelebi böyle olur bu memlekette işler / Fazla konuşmayalım yoksa / İyi saatte olsunlar hepimizi fişler!


     Bir Halk Ozanı solo yapar;


     - Bu ayıp hepimize yeter / Olsun halimiz daha da beter / Mülkün temeli Tefeciyse eğer / Kırk gün ve gece eğlenmeye değer! dımbır dımbır dımmm..


     Koro;


     - Korkunun ecele faydası yoktur / Arkadaşlar durumumuz bok üstüne boktur. Tanrıların öfkesini arttırmayalım / Paramızı pulumuzu tefeciye kaptırmayalım / Padişahımız efendimiz sen bu rezaletten bizleri kurtar / El at bu işlere bir uygun zamanında yoksa halimiz murdar. Bu asil ve necip milletimiz sağlığınıza duacıdır / Sen başımızda olmazsan halimiz pek acıdır. İç ve dış düşmanlardan nedir bu çektiğimiz / Sen bilirsin her şeyi, yoktur bizim bir şey bildiğimiz. Şu Yunan ilinde gül gibi yaşıyoruz / Sevincimizden kabımıza sığamıyor taşıyoruz. Sen bizi koru Spartalıların barbarlığından / Biz bize yeteriz korkumuz yok onların düşmanlığından.


     Kalabalık içinden cılız bir ses;


     - Arkadaşlar bir dakika, kendinize gelin, resmen rezalet bu yaşananlar!


     Kalabalık ve Koro hep bir ağızdan;


     - Yuuuuhhh! susturun şu şom ağızlı meymenetsiz haini. Yakalayın da gösterelim ona birliğimizin kuvvetini...


                                                  *                    *                    *


       Fahrettinin içini büyük bir korku kapladı, yine kendisini tutamamış, Patronundan öğrendiklerini uygulama safhasına koymaya kalkışmış, tam zurnanın zırt dediği yerde kalabalığın içinde sanki doğruları söylemek bir ona düşmüş gibi, sesi titreyerek de olsa bir itiraz cümlesini sarf etmişti ne yazık ki. Bütün kalabalık öfke içinde ona dönmüş, olan biten her şeyin sorumlusu oymuş gibi hırs ve nefretle üzerine doğru gelmeye başlamıştı. Vaziyetin müşkül olduğunu anlayan toy gazetecimiz, üzerinde sarı basın kart filan da olmadığını hayıflanarak fark edince - kartı gösterse ne olacaktı ki değil sarı kart, kırmızı kart gösterse bile - öfkelerinden burunlarından buhar fışkırtarak gelen bu kalabalık karşısında yapacak en akıllıca hareketin, yiğitliğin onda dokuzunun kaçmak, birinin de hiç ortada görünmemek olduğunu her zaman söyleyen atalarımızın dediklerini hatırlamak ve icabını yapmak üzere kaçmak, hatta mümkünse yerin dibine girerek çoktan batmış olan mülkün temellerine ulaşmaya çalışmak olduğunu düşünerek toz olmaya davrandı, ama ne yazık ki -her zamanki gibi- çok geç kalmıştı yine, çaresizce debelenirken bir kaç el birden bedenini kolunu bacağını ahtapotun kolları gibi kıskıvrak yakaladı, kalabalığın altında adeta nefes alamaz hâle gelmişti ki...


     Nefes nefese yatağından fırladı. Hemen derince bir nefes aldı, hem küt küt atmakta olan yüreğinin sesini dinledi, hem de şaşkınlık ve ferahlıkla gülümsedi, sonra da biraz daha sakinleşince; - nedir bu sıklaşmaya başlayan kâbuslar yahu! dedi, bu defa da yunanlı olduk Allah korusun, bir trajedide oynamadığımız kalmıştı, onu da tamam eyledik, millet sevgilisiyle el ele, o esnada pır pır atan yüreklerinin sesini dinleyerek çiçekli böcekli tenha yerlere  -yüreklerinin götürdüğü yerlere tabi ki-  gidiyor, bize de böyle kaçmalı kovalamalı, dayaklı linçli, hep sonu tehlikeli biten rüyaları görmek kalıyor. Allah hayırlara tebdil eylesin artık, amin. dedi.


     Sonra da akşamı düşündü, patronu mütevazı masasında demlenirken, kendisi de akşamın sürprizi olan davet konusunu düşünmüş ve hemen ertesi günü sabahtan ilk işinin Jale'yi arayarak nazik daveti için teşekkür etmek olması gerektiğine karar vermiş, kısa bir süre sonra da Patron kendisini merakla bekleyen Osman ağabeyin makam arabasına kurularak evine avdet etmiş, gencimiz de ortalığı alel usul toparlayıp alışık hareketlerle ocağın yanıp yanmadığını kontrol ettikten sonra ışıkları söndürerek ve kapıyı da anahtarı kilidin yuvasında iki kez çevirerek kilitlemiş ve ondan sonra düşünceli bir şekilde büroyu terk etmişti. Adeti olduğu üzere avare avare yürüyerek evine gelmiş, bulduğu bir kaç parça peynir zeytin ve kuru ekmekle nefsini köreltmiş ve ertesi günün yeni fırsatlar ve mutlu haberler getirmesi dileğiyle yatağına kıvrılıvermişti. Nedense bu defa da bir Yunan trajedisi düşmüştü bahtına. Şimdi bu ne demek oluyordu bilinmez.


     Ama bildiği tek şey vardı, yarın çok şeylere gebeydi...


     Bu beylik laf da nereden çıktı diyerek gülümsedi, çok geçmeden de yeniden derin bir uykuya daldı.


                                                   *                       *                        *










     

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

60- Babam ve Ben

59- Anneyle Hasbihal

61- Ben dönmezem