Kayıtlar

67- Tragedya

       Şehrin öte yakasından koşarak bir adam gelir;      - Duydunuz mu? Hani tefecilik yaparken bir elinde terazisini, öbür elinde kılıcını hiç bırakmadan icra i sanat eyleyen, kendisi sayısız hovardanın yatağından geçtiği halde hâlâ kızoğlankız olduğunu iddia eden her dem taze şen dul bir kadın vardı ya, ismi lazım değil,      Kalabalıktan meraklı bir ses;      - Eee, noolmuş haspaya?      - İşte o kadını bu sefer de, hani dükkânda getir götür işlerine bakar iken bazen cebinde bir kaç altını da unutuvermesiyle mesleğinde temayüz etmiş olan ve kendisini koçyiğit delikanlı diye satmaya çalışan o at hırsızı vardı ya, işte o herif i na şerif, o esnada kasa dairesinde altınlarını sayıp tartmakla meşgul olan mumaileyhi tenhada sıkıştırıp becerivermiş!     Koro;      - Yaaa!, Eyvaaaah! Vah vaaahhh!..      Kalabalıktan başka bir meraklı ses;      - Peki sonra ...

66- Nerede kalmıştık

       Teoman beyin telefonu ve ardından gelen uzun sessizlikte geçmişin eski tüfeği ve şimdilerin yorgun savaşçısı Patron, ve onun karşısında yarı küçük Emrah, yarı öğretmenini dinler gibi yapıp aslında hayallere dalmış bir ergen  vaziyetinde oturmakta olan, kendisi ileride acar bir gazeteci olmaya çalışan ve fakat -nedense- şimdilik bir türlü muvaffak olamayan, aklı karışık, duyguları -hele Jale'den sonra- epeyce allak bullak, boyundan büyük işlere kalkıştığının farkında bile olamayacak kadar toy bir delikanlı olan gencimiz acaba neler düşünüyorlardı kim bilir?      Herkesin bir derdi var, durur içerusunde diyen bir karadeniz türküsünün tam da bu halet i ruhiyeyi anlattığı bir görünümü hatırlatmakta olan bu iki adam, gerçekte o an tamamen içinde bulundukları ortamdan ve yaşamakta oldukları o andan uzaklaşmış, her ikisi de kendi dünyalarında kendileri -ve tabi kendi dertleri- ile baş başaydılar şüphesiz. Türkünün de anlatmaya çalıştığı gibi, ikis...

65- Gayya Kuyusu

     Patron biraz önceki sözlerini unutmuş gibi dalgınlıkla gencimize uzun uzun bakarak şöyle dedi;      - ''Homo Homini Lupus'' sözünü bilirsin değil mi, peki bu sözlerle Romalı bilge neyi  kastetmiş olabilir sence?      - İnsanların diğer İnsanlara karşı, ya da insan ırkının kendisi için en tehlikeli yaratığın yine insan olacağını söylemek istemiş sanırım hocam, dedi gencimiz.      -Bravo Fahrettin! dedi Patron, ben bu genci boşuna yanıma almamışım der gibi bakarak. Aslında bu kadarcık bilgi her gazetecinin hafızasında yer etmiş olmalıydı, ama ne yapacaksın, bu memlekette böyle ufak tefek meziyetlere bile dua edecek hâle gelmiştik ne yazık ki. Yokluğun gözü kör olsun!      - Bazı canlılarda da böyle kendi cinsine düşmanlık var, mesela kediler alemi diye düşünürsek en büyüğü olan aslandan, en küçüğüne kadar bütün kedilerde özellikle erkek kediler bilerek veya bilmeyerek kendi nesillerini devam ettirmek amac...

64- Yaşadım

       Patron, gencimizin içinden geçenleri anlamıştı galiba, şimdi aynen bir babanın yaramaz küçük oğluna şefkatle ve anlayışla baktığı gibi hafiften gülümseyerek bakıyordu ona. Gencimiz; vay be! patron sanki düşüncelerimi bile okuyor, bu işten gözümün korktuğunu, ya da beceremeyeceğimi düşündüğümü anladı galiba dedi, o anda da bu düşüncelerinden utandı, öte yandan da önündeki kocaman dağı görünce, o ana kadar Şirine pek de aşık olmadığını -hayıflanarak- anlayan Ferhat gibi hissetti kendisini, Ferhat olmak kolay mı oğlum! dedi sonra da içini üzüntüyle çekerek.      Patron yine ona bakmaya devam ediyordu, ama yüzündeki gülümseme gitmiş, yerine düşünceli ve mahzun bir derviş hâli gelmişti sanki.      - Sana fazla mı yükleniyoruz oğlum? dedi neden sonra, sesi yumuşak ve biraz da yorgun gelmişti sanki. Şimdi patronuna üzülmek sırası gencimizdeydi. Karşısındaki yorgun savaşçıyı, Moskova önlerinde ordusunun büyük kısmını kaybetmiş, kar ve soğ...

63- Yaralıyız

       Sacit Sami bey yine düşüncelere dalmıştı. Bir süre bekleyen gencimiz hem sessizliği bozmak hem de konuya bir yön vermek çabasıyla bir şeyler söylemek ihtiyacı hissetti;      -Geçen hafta memlekete gittiğimde ilkokul öğretmenimi de ziyaret ettim hocam, dedi. Patron dikkatle dinlemeye başlamıştı. - Kendisi çok kıymetli bir öğretmenimizdi, Köy Enstitüsünün son zamanlarında mezun olmuş, kendisi de memleketimizin çocuğu zaten, uzun süreler çeşitli yerlerde öğretmenlik yapmış, sonunda benim de öğretmenim oldu, ama artık emekli ve şehrin etrafındaki bağlardan birinde yaptığı küçük bir evde karısıyla beraber yaşıyorlar dedi. Patronun bakışlarından anladığı kadarıyla öğretmeninin şu anki durumu onun da ilgisini çekmiş olmalıydı, böylece sözü getireceği noktaya doğru devam etti;      - O da şu an gönüllü olarak insanlardan uzaklaşmış ve mecbur kalmadıkça da şehre inmiyor, dışarıdan bakınca o ve kendisi gibi öğretmen emeklisi olan karısı da ...

62- Yalnızız

       Yazıhanede kimse kalmamış, Teoman beyin dolaylı daveti geri çevirmesi üzerine hevesi yarım kalmış patron, gencimizin memleketten getirdiği leblebi eşliğinde rakısını yudumlamaya başlamak üzereyken rakı adabının gereği olarak karşıda biraz muhabbet birazcık da dert ortaklığı edecek birinin olması kuralını hatırlayan gencimiz de içerideki mini buzdolabında epeyidir beklemekte olan bir bira kutusunu eline almış olarak patronunun karşısına geçmeye hazırlanıyordu ki, patronun uyarısı sessizliği bozdu;      - İşte şimdi olmadı Fahrettin! dedi patron babacan bir tavırla, ve devam etti, rakı masasında biranın ne işi var kuzum? bira içmek hamallıktır yahu! (patron emekçiden yana olduğunu unutmuştu galiba) sen de al bir bardak da az da olsa rakı doldur bakalım. Erkek adama rakı içmek yakışır, hem de bir besin maddesidir bu meret bizler için, hele yanında taze leblebi de varsa başka bir şey de istemez ha! getir bakalım içeriden bir bardak, gerçi soğuk su y...

61- Ben dönmezem

       İki eski dost, ''Eski dost düşman olmaz!'' sözünü ispatlarcasına hararetli sohbetlerine bir süre daha devam ettiler. Sanki yıllar süren bir soğukluğu yeniden ısıtma çabası yanında; birbirlerine duydukları sevgi ve hasretin, pişmanlıkların ve eski mutlu alışkanlıkların tekrardan hatırlanmasının ikisine de verdiği  heyecan ve mutluluğun devem etmesi, hatta olabildiğince uzatılması isteği vardı sanki bu karşılıklı sürüp giden ve bir türlü bitirilemeyen dostane sohbetin ruhunda.      Bir süre sonra Teoman bey , yine o eski muziplik zamanlarını hatırlamış gibi, Sacit Sami beye gülümseyerek bir olta attı;      - Sacit, dedi (artık dostluk eski kıvamını bulmuştu sanki, senli benli oluvermişlerdi tekrar) bak, ben biraz önce kısaca hayatımın safhalarını özetledim ve nerelerden başlayıp nerelere geldiğimi açık yüreklilikle anlattım, demek ki insan da, Heraklit'in dediği gibi bir su misali, aynı köprünün altından bir daha geçmiyor, ya d...