Kayıtlar

22- Neden?

       Ali Haydar öğretmeninden izin aldıktan sonra eve doğru yola çıkmaktan ani bir kararla -ve belki de içinde kalan derin bir iştiyak'ın yönlendirmesiyle, yine belki de ayaklarının beyninden bağımsızlığını ilan ederek duruma el koyup onu sürüklemesiyle- vaz geçen gencimiz, geldiği yöne değil de bağların sonlanıp tamamen beyaz kayalardan oluştuğundan dolayı uzaktan gece gündüz bembeyaz yalçın bir dağ olarak görünen, ama epeyce yakınına gelince munis ve kolayca zirvesine çıkılacak bir tepe gibi duran ve hatta hatta adeta kendisine gülümseyerek yeni yürümeye başlayan yavrusuna iki kolunu da açarak koşarak gelmesi için davetkâr işaretler gönderen bir anne sevimliliğinde sessiz mesajlar veren bu -onun için yarı kutsal- kayalığa da iyice yaklaşıp ona da son bir veda ziyareti yapmak geldi içinden. Şimdi yine aynı avare ruh halinde, bir yandan sağa sola dalgın bakışlarla göz atarak, öte yandan da içindeki sonsuz yolda her zaman nefesini ensesinde hissettiği öz benliğiyle ...

21- Örtmenim !

       Hulusi bey ve sümsük enişteyi biraz kaba da olsa uğurladıktan sonra, acar muhabirimiz bağda biraz daha oyalandı ve dönüş vaktinin geldiğini düşünerek toprak bağ yoluna doğru yürüdü, ama bu defa geldiği yola doğru değil de biraz daha ilerilere, bağlık arazinin daha içlerine, ortadan sessizce akan küçük derenin kaynağına doğru yürümeyi, oralarda çocukluğunda ailecek yaptıkları çevreyi tanıma gezilerini, çevredeki bağ komşularının neşeli seslerini, buralarda yaşadığı ama şimdi artık çok uzaklarda kalmış o güzel hatıralarını anımsama, en azından o zamanın havalarını hissetme, o günleri yâdetme arzusuyla bu ıssız bağ yolunda amaçsız ve avare avare yürümeyi istedi.      Ama yürürken elinde olmadan düşünmeye de başladı; ''mütayit'' Hulusi bey ve anlattıkları doğrusu etkilemişti gencimizi, ne çok insan var, hepsi de düşünce ve görüş yapıları olarak ne kadar farklı ve ilginç, dedi. Oysa ben hemen hemen bütün insanları kafamda bir kaç ana gruba ayırabilec...

20- Sağ/Sol

       Enişte beyi bilemeyiz ama müteahhit Hulusi beyin konuşmalarını ve hayat ile dünya hakkındaki görüşlerini büyük bir şaşkınlık ve ilgiyle dinleyen acar muhabirimiz hayret içinde düşünüyordu. Acaba bu şehirde daha karşılaşacağı başka bir sürpriz, başka bir ilginç kişi kalmış mıydı? Biraz önce kızgınlık içinde ve cahil, hatta fırsatçı kurnaz bir kişi gibi baktığı bu adam, şimdi gözünde adeta bir dağ başı filozofu gibi bir seviyeye çıkmıştı sanki. Hulusi beyin tabakasına elini atıp yeni bir sigara çıkarması ve iç cebinde Zippo çakmağını araması sırasında ortaya çıkan kısa bir sessizlik süresi içinde gazetecilik merakının da dürtmesiyle bu ilginç adama bir kaç soru sormak istedi;      -Hulusi bey, bana hayat hikayenizi anlatmaktaki maksadınızı anladığımı sanıyorum, gördüğüm kadarıyla hayatınızı adeta tırnaklarınızla kazıyarak geldiğiniz seviyeyi kendiniz ellerinizle inşa etmiş, statünüzü kendi gücünüzle kazanmışsınız, gerçekten takdire şayan bir hikay...

19- Öfke

       Bütün güzel şeyler gibi bu derin, huzurlu ve tatlı uyku da çabucak bitivermiş gibi geldi gencimize, çünkü uzaklardan kulağına, aralarında konuşarak sanki birbirlerine ciddi bir şeylerden bahseden, -ama sesler oldukça uzaktan geldiği için konunun ne olduğu da pek anlaşılamayan- iki erkeğin karşılıklı konuşmaları geldi. Üfff!.. İnsana bu dağ başında bile rahat yok yahu!. Ne kadar kaçsam yine gelip beni buluyorlar. Bana rahat bir uyku, huzurlu bir gün geçirmek haram mı acaba? Bırakın hiç olmazsa şurada biraz insanı kendi başına. Yok olmaz, burada bile gelip illa beni bulacaklar, güya onlardan kaçıyorum bu kuytu yere, ama burası neredeyse İstanbul'dan bile kalabalık sanki, evet, artık bir an önce bu şehirden kaçmanın zamanı gelmiş de geçiyor bile.      Kendine biraz daha gelip, seslere biraz daha kulak kabartınca bu iki kişinin aşağıdan konuşa konuşa yakınına doğru geldiklerini de anladı gencimiz, ve biraz meraktan biraz da vaziyeti daha iyi anlayab...

18- Bağ Evi

       Gencimizin karanlık  ve ıssız sokaklardan evine doğru yönelmesi, bahçe kapısını aralayıp içeri girmesi ve evlerinin kapısına elini uzatmasıyla birlikte, sanki Ali Babanın sihirli sözcüğünü söylemiş gibi kapının kendiliğinden açılması bir oldu. Yarı karanlık koridorda, beden ölçülerinin son bir kaç hafta içinde daha da küçüldüğü hemen fark edilen annesinin hüzünlü gülümsemesiyle karşılaşan Fahrettin, utangaç ve özür diler bir tavırla annesine; - Anneciğim kusura bakma, bugün bir çok arkadaşıma ve cenazemizde bizlerle olan tanıdıklara veda ziyaretlerinde bulundum, sonra da baba dostu Cevdet amca ve doktor Musa bey'le karşılaştım, onlarla da kısa bir sohbetimiz oldu, onların da selam ve hürmetleri var, başsağlığı dilediler, derken işte gece bu vakit olmuş, sen de merak ettin galiba çok özür dilerim tekrar dedi. Bu açıklama içine artık veda zamanının gelmekte olduğunu da sessizce eklemiş olduğunu cümle bitince fark etti ve bundan dolayı da hafif bir rahatlama...