Kayıtlar

Ahşap konak-10

   Bugünlerden neredeyse tam 70 yıl öncesinden bahsetmeye çalışıyoruz..tabidir ki o günlerin ortamını, memleketin durumunu, kahramanlarımızdan olan yeni doğmuş bebeğin ve annesinin hallerini, içinde yaşadıkları ve günlerini geçirdikleri ahşap konağı anlatmaya çalışıyoruz..bunu ne için yapıyoruz şu an için tam ifade edemesek de dinleyen söyleyenden arif olmak gerek darbı meselinden pay çıkararak amacımızı bu satırlara göz atanlar anlar ya da çıkarır diye bir umudumuz var.. bazen düşünüyorum da hayat nasıl bir şeydir, gözlerimizin önünden sular gibi akıp giden bir ırmak mıdır, yoksa bir ömür boyu dizerek, üst üste koyarak oluşturmaya çalıştığımız sonunda da bir fiske ile yıkılacağını hissettiğimiz iskambil kağıtlarından yapılan bir kale midir.. işte insan bu geçen zaman içinde gördüklerini nasıl hafızasına nakşettiyse biraz da başkalarına anlatmak ve aktarmak istiyor sanırım.. sayın okuyucu bunları sana söylüyorum ama sayın yazan ya da yazmaya çalışan kişi, sen de anla..çabamız ...

İşte böyle-10

   Bugünlerde bir sahil kasabasındayım .. bir yandan; denize nazır, eskilerin kastettiği anlamıyla lebi derya, büyüklerden yadigâr kalmış, bahçeli ve süper manzaralı yazlık evde hem ufak tefek tamirat hem de bahçe işleri,  aslında oyalanma amaçlı faaliyetler içindeyiz, öte yandan da şu karantina günlerini daha sıkıntısız ve mümkünse hoşça geçirmenin (bencillik de olsa) peşindeyiz.. buraya gelirken yanımda bir çok kitap da getirdim okumak için.. bunların bir kısmını çok önceden almış, istiflemiş ve okumak için bir fırsat kollamış, bazılarını da o kitaplardan bazılarını okurken anlatılanlardan esinlenerek şunları da okumam gerekli diyerek edinmiştim.. şimdi burada, özellikle akşamları daha bol olarak bulduğum zamanlarda okuma ve onların üzerinde düşünme fırsatım oluyor..böylece hem günlük hay huylar ve vehimlerden uzaklaşmış, hem de çok sevdiğim o kitaplarda anlatılan hayal ortamlarına girmiş oluyorum, kıyısından köşesinden olsa da..    Bu arada akşamları, uzaktan...

İşte böyle-9

     -Neden hep geçmişi yazıyorsun, sanki geçmişe özlem duyuyorsun..güncel seni ilgilendirmiyor mu?      -Galiba öyle bir görüntü oldu yazılarımda gerçekten de.. sanki geçmişe takılıp kalmış birisinin anlattıkları havası oluştu yazdıklarımda.. olsun artık, ne yapalım.. elimden başkası gelmiyor demek ki.. aslında, düşünüyorum da; insanlar kabaca içe dönükler ve dışa dönükler olarak iki ana gruba ayırılabilir.. ben açıkçası, hiç sevmem insanları kategorize etmeyi, yanlış da bulurum.. ama bu konudaki düşüncelerimi ifade edebilmek için, pratik olsun diye şimdi bunu söyledim.. tabi ki insan tamamen içe dönük ya da tamamen dışa dönük bir varlık değildir, hatta insan yekpare ve oturmuş, değişmez bir varlık da değildir bence ve sanırım hepimizin kanaatince.. ama anlatmak istediğimi basitleştirmek için şöyle yapayım şimdi; konuyu renklerle ifade edersek nasıl kırmızının bir çok tonları da olsa o renk kırmızıdır, ya da mavinin tonları da olsa o renk mavidir ilk ...

Ahşap konak-9

         Genç anne, ilk bebeğini doğurup, ertesi gün de sağlıklı ama biraz yorgun bir halde doğumevini terkederek, kucağında kundağı içinde sarılı yavrusuyla ahşap konağa savaşı kazanmış bir  komutan gibi muzaffer bir eda içinde geldiğinden beri, konak ahalisinin arasında konumunu daha bir güçlendirmiş, ikisi de gelinlik çağında hatta kısmetlerini bekleyen durumda olan görümcelerinin kucaklarına bir  yeğen verdiği için de biraz kıskançlıkla karşılansa da onların da birer anne yarısı olmalarını sağladığı için onları da mutlu etmiş, neticede görünüşte de olsa artık konak ahalisi arasında daha bir kıymetli ve söz sahibi olmuştu.. bu ruh hali elbette kendi baba evinde yabancısı olmadığı bir durumdu, ama bu yeni evinde bebeğiyle beraber şimdi yere daha sağlam bastığını hissediyordu..    O zamanlarda -belki şimdi de çok yerde öyledir - kadınlar, gelin gittikleri evlerde bir süre yabancılık, hatta gariplik hissederlerdi.. aradan bir süre geçtik...

Ahşap konak-8

   Konağın biricik gelini ve şimdinin artık taze annesi, kucağında yavrusu ile konağa geldiğinden beri bu gün görmüş ve yaşlanmaya yüz tutmuş yapıya adeta yeni bir hayat ve ses getirmişti..doğumdan bir kaç gün sonra da o senenin ramazan bayramı başlamış, böylece bu artık eski anılarına gömülmeye başlayan konak ve sakinleri bu günlerde çifte bayram yaşamaya başlamıştı.. o zamanlar dini bayramlar toplumda  ayrı bir önemdeydi..hele ramazan bayramının yeri bir başkaydı kuşkusuz.. o sıcak yaz günlerinde bir ay süre ile oruçlarını tutmuş, cami cami dolaşarak teravih namazlarını kılmış, daha yeni yataklarına yatmışken bu kez davulcunun uzaktan hoş gelen sesiyle sahura kalkmış insanların, bu biraz eziyetli ama ruhaniyeti yüksek ayın sonunda bayrama ulaşmaları apayrı bir lezzet ve heyecan kaynağı olurdu.. anneliğin ne olduğunu yeni yeni anlamaya başlayan genç anne ve dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamaya çalışan yavrusu bu bayram gününde hem bayram ziyaretine gelen, hem de ...

Ahşap konak-7

      Annelik nedir? Nasıl bir şeydir annelik dediğimiz hal.. nasıl bir durumdur, nasıl bir duygudur..       Anne olmayanların hiç bir zaman tam olarak hissedemeyeceği, kadın olanların biraz anlayacağı ama erkek olanların doğal olarak anlayamayacağı ve anlatamayacağı bu olağanüstü olay nasıl anlatılır dışarıdakilere, anlamayanlara..       Kız çocukları daha kendilerini bile bilmeden neden bebeklere, o küçücük süslü elbiseli ve ufacık bebeciklere meraklıdırlar, onlar bu oyuncakları kucaklarına almayı nasıl biliyorlar, sanki daha önce yapmışlar gibi nasıl narin kollarıyla bir bebeği tutup kucaklarına göğüslerine nasıl bastırıp yaslayabiliyorlar, hiç düşündünüz mü bu şefkati nereden öğrenmişler acaba.. neden yaramaz bir kız çocuğu bile bir gelinlik giyerken uslu oluveriyor, bir bebeği uyutmaya çalışırken o da melek gibi bir çocuk anne oluveriyor?       Bir genç kız, daha aşkı, erkekleri tanımadan nasıl bebekleri bu kadar iy...

Ahşap konak-6

   İşte bu mayıs ayı da böyle geçmiş, seçim sonuçları millet üzerinde, hatta ondan da daha çok memleketi Cumhuriyetin kurulduğu günden beri idare eden CHP'nin ve bu partinin ileri gelenlerinden olan elit yönetici sınıfın  üzerinde muazzam şok dalgaları yaratmış ve bu tsunaminin etkileri yeni yeni hissedilirken memleketin küçük bir Anadolu şehrinde yeni yeni alışmakta olduğu evinde ortalıkta  olup bitenlerin pek de farkında olmadığını tahmin ettiğimiz genç anne adayımız da hamileliğinin son zamanlarında idi ve karnı burnunda dediğimiz duruma gelmişti.. Haziran ayının başında ramazan da geliyordu o sene.. o zamanların toplumunda oruç tutmamak diye bir şey yoktu.. anne adayı da orucunu tutmaya başlayacaktı tabii.. ama daha ramazan bitmeden kadir gecesi dediğimiz o kutsal ve hangi geceye denk geldiği bilinmeyen günün beklendiği günlerde bir pazartesi sabahına doğru her şey değişiverecekti.. aylardan temmuz, günlerden de üçüydü henüz..sancılar akşam saatlerinde başlamı...