Kayıtlar

Tesbih

       Beğendiğim bir blog yazarı var.. çoğu kişi de kendisini özellikle pandemiden sonra tanıdı, ama ünü çok daha önceden yayılmaya başlamıştı zaten.. beslenme ve bağışıklık konularında alışılmışın dışında yaklaşım ve yorumlarıyla dikkatimizi çeken bir onkolog profesör.. sanırım bildiniz. evet Yavuz Dizdar.. bu Blog dünyasına girdikten sonra en çok okuduğum kızımın Blogundan sonra ve onun da yol göstermesiyle takibe aldığım bir Blogger.. sıklıkla Bloggere giremiyorum şu sıralar, ama bugün takip ettiklerimde neler olup bitiyor diye kısa bir zaman bulup -hoş benim gibilerde boş zaman çoktur diye düşünebilirsiniz, haklısınız da- birikmiş yazılara göz attığımda onun son yayını üzerine düşündüm biraz.. konu masallar diye özetleyebiliriz.. evet çocukluğumuzun en büyüleyici dünyası.. geniş ailelerde büyüyenler daha iyi bilir, evin ninesi -nedense dedeler ya hiç yoktur anılarda, ya da kısa bir fragman gibi bir görünüp kaybolurlar- akşamın ilerlemiş ve sakin zamanlarında diz...

9-Helalleşme

       Çocukluğunun geçtiği eski kentini, daha doğrusu çocukluğunu ve mahallesindeki anılarını aramakla geçirdiği son bir kaç günün akşamlarında annesiyle artık seyrekleşen misafirlerden kalan sessiz vakitleri daha çok düşünmekle ve daha az da sohbetlerle, eski komşulardan haber almaya çalışmakla ve sık sık beraber oldukları ablası ve küçük yeğeniyle geçiren muhabirimiz, hissettiği yabancılaşma duygusunun iyice farkına varmaya başlamıştı.. bu halden kurtulmak için ne kadar çabalasa, ne kadar o geçmiş ve güzel zamanlara ait hatıraları ve onlardan günümüze kalan tortuları arayıp soruşturmakla  geçirse de artık iyice emin olmuştu ki, o geçen zamanlar hiç geri gelmeyecek, sanki o sıcak ve içten komşuluklar, arkadaşlıklar, hatta düşmanlıklar bile sekiz şiddetinde bir deprem altında yerle bir olmuşçasına, hatta yerin dahi altına girmiş de enkazı bile seçilemiyor gibi bir hale gelmişti.. ne kadar bu enkazı tırnaklarıyla, çar naçar bulabildiği her araçla kaldırmaya çalı...

8- Yabancılaşma

        Babasının vefatı ve sonrasındaki sıla günlerinde muhabirimiz Fahrettin, bazen avare avare memleket sokaklarında dolaştı, bazen eski arkadaşlarıyla buluşmak ümidiyle küçük cadde ve meydanlarda yürüdü, bazen de hiç bir şey yapmadan evde odanın duvarlarını ve küçük pencereden görünen bahçeyi izlemekte yetindi.. artık çocukluğunun geçtiği, bahçesinde sabahtan akşam karanlığına kadar türlü oyunlar oynadığı, çamurdan minik evler, barajlar, köprüler yollar yaparak kibrit kutusu veya tellerden yapılmış arabaları dolaştırdığı, daha olgunlaşmamış ham meyveleri koparmak için dallarına taş attığı veya gövdelerine tırmandığı ağaçları biraz da hüzünle seyretti.. biliyordu ki kısa süre sonra bu mütevazı ve yaşlı eski ahşap evin yerinde yeller esecekti, bahçedeki bu güzelim ağaçlara vandal ustalar gözlerini bile kırpmadan testerelerle baltalarla saldıracaktı, katliamın hemen arkasından da harabenin çevresi üstünkörü biçimde çevrelenerek önüne bir inşaat tabelası çakılac...

7- Acı Kaybımız..

       '' ACI KAYBIMIZ.. Kentimizin sevilen ve sayılan büyüğü, emekli Tapu Dairesi memurlarından, meslekdaşımız Fahrettin Dönmez'in sevgili babası Hüsamettin Dönmez, dün, bir kaç gündür tedavi altında bulunduğu Devlet hastanesinde hayatını kaybetmiştir. Merhuma Tanrıdan rahmetler, meslekdaşımız ve kederli ailesine başsağlığı dileriz... (..)Şehri yerel gazetesi Memleket Postasından...      Her şey o kadar hızlı seyretmişti ki, acar gazetecimiz bile bu bir kaç gün nasıl geçti anlayamamıştı.. Orhan Hoca ile konuşup mutlu ve umutlu hislerle evine döner dönmez gelen telefon; babasının o akşam aniden fenalaştığını ve hastaneye kaldırıldığını, durumunun acil olduğunu kısa cümlelerle haber vermişti.. Enişte beyden gelen bu telefonla bir an ne yapacağını bilemez halde donup kalan Fahrettin, hemen küçük bir çanta hazırlamış ve patronuna da - o saatte aramak ayıp olur düşüncesiyle- bir mesaj atarak durumu özetlemiş ve memlekete gitmek üzere hemen harekete geçmişt...

Abla!

                                                                                                        ABLA!                         Abla! beni duyuyor musun?                         Ben seni duyamıyorum abla!                         Abla sen üşüyor musun hâlâ                         Bak ben artık üşümüyorum ki                                                  Kolumun ...

6- Dünya nedir?

       Orhan hoca bozdu yine uzunca bir aradan sonra sessizliği.. -Evet Fahrettin; Dünya dediğimiz o kainatın içinde bir toz parçası kadar bile yer etmediğini öğrendiğimiz yerküreyi kastetmiyorum tabi ki.. içinde milyonlarca senedir milyonlarca çeşit canlının doğup büyüyüp sonra da tekrar koynuna geri döndükleri toprağı da kastetmiyorum.. ben dünyanın hayatımızdaki anlamını ve nasıl bir sahne olduğunu sormak istiyorum.. zaten tarih boyunca tüm şuurlu benlikler de sanırım içinde yaşayıp durdukları bu sahneye bir anlam vermek istemişler.. kimi felsefe yolu ile, kimi sanat yolu ile geleceğe onlardan sonrakilerin bu konuda üzerinde düşünüp devam ettirecekleri bir fikirler silsilesi bırakmışlar.. ben de işte böyle, çoğu zaman düşünürüm bu dünya nasıl bir ''hane''dir diye.. bilirsin hane ev ,içinde barındığımız yer anlamındadır.. netice olarak bizler de dünya içinde sınırlı bir süre barınıyoruz.. acaba derim Dünya bir Cambazhane midir?, yoksa bir Hayâlhane midir, ya da bir...

5- Tercüme-i Hâl

       Orhan hoca, kendisini çok seven ve sayan bir öğrencisiyle karşılaşan her emekli hoca gibi genç gazetecimizi de gördüğünde çocuk gibi sevinmişti sanki.. o anda kendisini bir zamanlar hoca olarak dolaştığı, ama şimdilerde canının pek de gitmek istemediği fakültesinin o uğultulu koridorlarında bir eski öğrencisiyle karşı karşıya gibi hissediyordu...      -Hocam buyurmaz mısınız masama, ben de ilk kez geldim buraya tamamen tesadüf eseri.. ama sizi karşımda görünce ne kadar sevindim bilemezsiniz.  bütün öğrencileriniz gibi ben de sizin bir hayranınızım.. o esprili ders anlatmalarınızı, arada da hayatla ilgili anekdotlar paylaşmanızı ne kadar özlemişim, sizi görünce gerçekten çok sevindim hocam, lütfen buyurun.. dedi.. Orhan hoca da cevaben; -seni çok iyi hatırlıyorum, adın Fahrettin'di değil mi?.. rahmetli amcamın ismi olduğundan dikkatimi çekmişti.. ama senin terbiyeli, zeki ve ilgili tavrından da her zaman iyi bir öğrencim olarak hafızamda yer...