Kayıtlar

24- Yolda

       İşte şimdi tekrar İstanbul'a dönüş yolunda, otobüsün cam kenarındaki koltuğuna kurulmuş, dalgın dalgın gözünün önünden kayıp geçmekte olan ıssız tarlaları, ağaçsız otsuz taşlık dağ başlarını, kurumuş dereleri, kerpiçten yapılmış soluk renkli ve silindir şeklindeki sanki yüzlerce yıldır orada olan bir taşla sıkıştırılarak düzeltilmiş toprak damlarıyla ve yine sanki binlerce yıldan beri aynı mimari özelliklerini devam ettiren önleri ufak avlulu, dağınık bahçeli, ahırlı ve kümesli evleriyle, ortalıkta kimselerin hatta köpeklerin bile gözükmediği virane görünümlü mahzun köyleri, taş toprak ve inşaat malzemesi yüklü ve çok nadir de olsa kırık dökük bir kaç ev eşyası, somyalar ve kilimler, yatak ve yorgan ruloları, eski bir soba ve boruları, bir de küçük bir buz dolabının arasında, eşyalara sahip çıkması amacıyla kendisine ufak bir yer bularak eğreti bir tarzda oturmuş ifadesiz ve soluk yüzlü bir genci taşımakta olan yorgun kamyonları bir film şeridi gibi peşi sıra ...

23-Evde son gece

       Sorular ve bulunamamış ama en azından gidiş yolu üstünden biraz puan alması umulan cevap arayışları ile dolu gün boyu süren bu uzun geziden biraz yorgun ve kafa karışıklığıyla yüklü olarak dönüyor olsa da kahramanımız uzaktan annesinin camdaki gölgesini görmesiyle bambaşka bir ruh haline girmişti şimdi, şu anda ağır demir kapıları düşman ilerleyişi korkusuyla hızla kapatılmakta olan küçük ama korunaklı kalesine sığınma amacındaki bir ortaçağ köylüsünün telaşlı ve umutlu heyecanı benzeri bir duygu ve rahatlama arzusu hissiyle baba ocağına ulaştığında akşam karanlığı iyice oturmuştu gök yüzüne.      Annesi ertesi gün yola çıkıp kendi dünyası içinde koşuşturmaya hazırlanan evladına hiç olmazsa bu akşam güzel bir yemek ve sonrasında hoşça vakit geçirerek güzel duygular içinde uğurlamak maksadıyla gün boyu elinden geldiğince hazırlık yapmıştı. Delikanlının eve böyle hızla, adeta telaşla gelişinden, çok eskiden, neredeyse onun çok küçük bir çocuk oldu...

22- Neden?

       Ali Haydar öğretmeninden izin aldıktan sonra eve doğru yola çıkmaktan ani bir kararla -ve belki de içinde kalan derin bir iştiyak'ın yönlendirmesiyle, yine belki de ayaklarının beyninden bağımsızlığını ilan ederek duruma el koyup onu sürüklemesiyle- vaz geçen gencimiz, geldiği yöne değil de bağların sonlanıp tamamen beyaz kayalardan oluştuğundan dolayı uzaktan gece gündüz bembeyaz yalçın bir dağ olarak görünen, ama epeyce yakınına gelince munis ve kolayca zirvesine çıkılacak bir tepe gibi duran ve hatta hatta adeta kendisine gülümseyerek yeni yürümeye başlayan yavrusuna iki kolunu da açarak koşarak gelmesi için davetkâr işaretler gönderen bir anne sevimliliğinde sessiz mesajlar veren bu -onun için yarı kutsal- kayalığa da iyice yaklaşıp ona da son bir veda ziyareti yapmak geldi içinden. Şimdi yine aynı avare ruh halinde, bir yandan sağa sola dalgın bakışlarla göz atarak, öte yandan da içindeki sonsuz yolda her zaman nefesini ensesinde hissettiği öz benliğiyle ...

21- Örtmenim !

       Hulusi bey ve sümsük enişteyi biraz kaba da olsa uğurladıktan sonra, acar muhabirimiz bağda biraz daha oyalandı ve dönüş vaktinin geldiğini düşünerek toprak bağ yoluna doğru yürüdü, ama bu defa geldiği yola doğru değil de biraz daha ilerilere, bağlık arazinin daha içlerine, ortadan sessizce akan küçük derenin kaynağına doğru yürümeyi, oralarda çocukluğunda ailecek yaptıkları çevreyi tanıma gezilerini, çevredeki bağ komşularının neşeli seslerini, buralarda yaşadığı ama şimdi artık çok uzaklarda kalmış o güzel hatıralarını anımsama, en azından o zamanın havalarını hissetme, o günleri yâdetme arzusuyla bu ıssız bağ yolunda amaçsız ve avare avare yürümeyi istedi.      Ama yürürken elinde olmadan düşünmeye de başladı; ''mütayit'' Hulusi bey ve anlattıkları doğrusu etkilemişti gencimizi, ne çok insan var, hepsi de düşünce ve görüş yapıları olarak ne kadar farklı ve ilginç, dedi. Oysa ben hemen hemen bütün insanları kafamda bir kaç ana gruba ayırabilec...

20- Sağ/Sol

       Enişte beyi bilemeyiz ama müteahhit Hulusi beyin konuşmalarını ve hayat ile dünya hakkındaki görüşlerini büyük bir şaşkınlık ve ilgiyle dinleyen acar muhabirimiz hayret içinde düşünüyordu. Acaba bu şehirde daha karşılaşacağı başka bir sürpriz, başka bir ilginç kişi kalmış mıydı? Biraz önce kızgınlık içinde ve cahil, hatta fırsatçı kurnaz bir kişi gibi baktığı bu adam, şimdi gözünde adeta bir dağ başı filozofu gibi bir seviyeye çıkmıştı sanki. Hulusi beyin tabakasına elini atıp yeni bir sigara çıkarması ve iç cebinde Zippo çakmağını araması sırasında ortaya çıkan kısa bir sessizlik süresi içinde gazetecilik merakının da dürtmesiyle bu ilginç adama bir kaç soru sormak istedi;      -Hulusi bey, bana hayat hikayenizi anlatmaktaki maksadınızı anladığımı sanıyorum, gördüğüm kadarıyla hayatınızı adeta tırnaklarınızla kazıyarak geldiğiniz seviyeyi kendiniz ellerinizle inşa etmiş, statünüzü kendi gücünüzle kazanmışsınız, gerçekten takdire şayan bir hikay...

19- Öfke

       Bütün güzel şeyler gibi bu derin, huzurlu ve tatlı uyku da çabucak bitivermiş gibi geldi gencimize, çünkü uzaklardan kulağına, aralarında konuşarak sanki birbirlerine ciddi bir şeylerden bahseden, -ama sesler oldukça uzaktan geldiği için konunun ne olduğu da pek anlaşılamayan- iki erkeğin karşılıklı konuşmaları geldi. Üfff!.. İnsana bu dağ başında bile rahat yok yahu!. Ne kadar kaçsam yine gelip beni buluyorlar. Bana rahat bir uyku, huzurlu bir gün geçirmek haram mı acaba? Bırakın hiç olmazsa şurada biraz insanı kendi başına. Yok olmaz, burada bile gelip illa beni bulacaklar, güya onlardan kaçıyorum bu kuytu yere, ama burası neredeyse İstanbul'dan bile kalabalık sanki, evet, artık bir an önce bu şehirden kaçmanın zamanı gelmiş de geçiyor bile.      Kendine biraz daha gelip, seslere biraz daha kulak kabartınca bu iki kişinin aşağıdan konuşa konuşa yakınına doğru geldiklerini de anladı gencimiz, ve biraz meraktan biraz da vaziyeti daha iyi anlayab...