Kayıtlar

İşte böyle-5

     Kızkulesini bilirsiniz...    Hikayesini de...    Adı üstünde hikaye işte.. hani boru olmadığı için sobayı o şekilde kuran adamın evine gelenlerin her biri bu durumu başka şekilde yorumlamışlar ya.. işte öyle.. basit bir sebebe inanmayıp veya onu düşünmeyip, gördüğü her şeyi dallandırıp budaklandırmayı seven insan aklı hemen bir hikaye uyduruveriyor.. belki de, ya da en basit sebep; oradaki kayalıkları görmeyen kaptanlar gemilerini çarpmasın diye Üsküdar kıyısındaki bu küçük kayalık üzerine bir fener yapmışlardır.. gündüz feneri, gece de fenerden yayılan ışığı gören gemiler böylece başlarına gelecek felaketten kurtulmuş olacaklar.. bu kadar basit..    Ama olmaz böyle şey, mutlaka başka bir sebep vardır orada o binanın yapılmasına.. değil mi ama.. o zamanın kralı -her zaman krallar çocuklarını özellikle kızlarını çok severler- çok sevdiği kızının bir gün yılan tarafından zehirleneceğini öğrenir şom ağızlı falcısından, ve çare olarak ...

Ahşap konak-1

       Eve gelin gelişinin üzerinden neredeyse daha iki sene bile geçmemiş olan yeni gelin hanım, kocaman odaların birinden çıkıp ötekine giriyor, kendine özgü bir yaşam biçimi olan bu ev hayatına hâlâ alışmaya çalışıyor, bu arada oldukça kalabalık ev halkı ile bazen tatlı bazen de hafif kekremsi ufak sohbetler, kısa konuşmalar yapıyordu..    Bu senenin temmuz ayında olacağı beklenen doğumu ve karnında cinsiyetini bilemediği çocuğunu aklından hiç çıkaramıyordu.. aylardan marttı ve şu sıralarda kocakarı soğukları ve mart dokuzu denen sayılı soğuklar hüküm sürüyordu dışarıda.. ama o hem heyecan hem de hafif sıkıntıdan olsa gerek  soba ile ısıtılan bu koca evde hiç üşümüyordu bile.. sadece gitgide büyüyen ve aşağı doğru cılız bedenini çeken bu şişkinliğe arada şaşkınlıkla bakıyor, çocukluğundan beri oynadığı bebeklerini evcilik oyunlarını düşünüyor ve artık bunların gerçeğe dönüşmekte olduğunu hem sevinçle hem de ürpererek hissediyordu..   ...

Doktor civanım-7

   Asistanlık maaşı zaten yetersizdi ama yine de SSK Genel Müdürlüğüne bağlı oldukları için başka devlet hastanelerinde asistanlık yapan arkadaşlarına göre şanslı durumdaydı.. onlar ayda 1200 lira maaş alırken bizim doktor 2300 lira maaş alıyor, hatta ara sıra nöbet parası ödemesi gibi, yılda iki kez ikramiye filan gibi beklenmedik anlarda gelen küçük ödemelerle gül gibi geçindiği gibi bir araba alacak para da birikmeye başlamıştı bile..    Bu arada küçük erkek kardeşi sınava girip ehliyet bile almıştı 18 yaşını doldurur doldurmaz..bu da bir tetikleme yaptı ve bir otomobil almaya heveslendiler.. bunda o sıralarda hayatlarında oldukça etkili olmaya başlayan televizyon reklamlarının rolü de epeyce güçlüydü.. reklamlarda sık sık Anadol, Renault ve Tofaş otolarının görüntüsü ve hatta satışları artırmak için yapılan kampanyalar harekete geçmelerini hızlandırdı.. Renault arabalar o kadar kolay alınamıyordu, bir Renault 12 almak için en az bir yıl sıra beklemek gerekiyord...

Masumiyet-14

   Memleket çorba gibi kaynıyor ve adeta fokurduyordu..siyasi partiler de birbirine girmişti.. askeri vesayet zaten politikada şartları ve eşit yarışmayı bozmuştu.. insanlar çıkış yolu arıyor, adeta arenadaki kızgın boğalar gibi kime saldıracağını bilmiyordu..    Bizim kahramanımız da aynı tabloyu öğretmenler odasında görüyordu.. herkes birbirine yan gözle bakıyordu sanki.. böyle ortamlarda zaten tarafsız kalmak olanaksızdır, bizim matematikçi de konuşmalarıyla ve tavrıyla mağdur görünen kesimin yanında olduğunu gösteriyordu artık.. öğretmenlerin çoğunluğu ilerici veya onlara yakın görünüyordu.. artık bu ilericilik nasıl bir ilericilikse.. büyük çoğunluğun esen rüzgara göre yön ve rota aldığını biliyordu tabii ama yine de bu duruma kızıyor ve içerliyordu.. belki de bu kızgınlıktan olsa gerek söylem ve yorumlarında dindar kesimi ya da onların hakkını savunan kesimi destekliyordu.. gerçi aslına bakarsanız o kesimle hiç bir bağı hatta yakınlığı bile yoktu ama sırf diğ...

Doktor civanım-6

   Ankaraya gelip yeni bir hevesle Bevliye kliniğinde göreve başlaması bir iki gün içinde olmuş, bundan hem kendisi hem de orada olan ailesi çok mutlu olmuşlardı.. adeta talebelik günlerine geri dönmüş gibiydi.. ekmek elden su gölden vaziyetleri.. sabah işine daha canlı ve istekli gidecek, akşam evine daha hevesli dönecekti.. alışamadığı asistan lojmanı hayatı sona erecekti.. her şey daha güzel olacaktı, böyle umuyordu..    Her şeyde bir pürüz olur, hiç bir şey dört başı mamur olmaz derler, bu doğruydu galiba.. buradaki iki asistan arkadaşıyla kısa zamanda anlaştı.. onlar da kendilerine taze kan, yeni bir yardımcı gelmesine çok sevinmişlerdi.. sadece iki asistan burada İstanbuldaki hastaneden bile yoğun işleri çevirmekte bunalmış durumdaydı.. hastaneleri asistanlar döndürür derler ki çok doğrudur.. yatan hastanın her türlü hazırlığı, ameliyat veya ne yapılacaksa planlanması, yatanların günlük takipleri, ameliyatlara girip duruma ve kıdeme göre insiyatif alma, ameli...

İşte böyle-4

   -Niçin dışarı çıkmak istiyorsun? hem de bu zamanda.. sen ki evde oturmayı seven biriydin.. ne oldu da buna da karşı çıkıyorsun..    -Bir şeye karşı çıktığım yok.. sadece insanlara bu kadar yüklenilmesin diyorum.. kendi seçimini kendisi yapabilmeli insan..    -O zaman ya hastaysa, başkasına bulaştırırsa hastalığını.. yazık değil mi masum insanlara?    -Hastalığını bile bile çıkıyorsa zaten hata ediyordur.. hastalıklardan korunma herkesin ödevidir.. herkesi hasta veya virüs taşıyor diye düşünmemek lazım.. öyle düşünüyorsan sen evinden çıkma.. sen tedbirini al.. evden çıkan kalabalığa karışan insan bunun riskini de üzerine alıyor demektir.. hem sen demiyor muydun herkes yapıp ettiğinden ''kendisi'' sorumludur diye.. isteyen istediğini yapsın, hasta olma hakkı da yok mu yani insanın?    -Şaka mı söylüyorsun, gerçek mi.. anlayamadım..    -Biraz latife yaptım canım.. tabi ki insanın bile bile başkasına kötülük yapması ...

Masumiyet-13

   Depremin şoku henüz atlatılamadan ve yaralar daha sarılamadan muhalefet durumundaki medya kışkırtan yayınlarına başlamıştı.. depremin dindarlara eziyet edenlere Allahın bir cezası olduğunu iddia eden şeyhler, 7.4 yetmedi mi diye manşet atan dinci basın, buna karşı çıkan ilerici kesim kısa zamanda yine birbirine giriverdi kolaylıkla.. depremin yaraları daha sarılmadan neredeyse üç ay geçmeden bu defa 12 kasımda Düzce de 7.1 lik deprem oldu burada da 700 den çok vatandaşımız hayatını kaybetti.. bu olayların Allahın bir cezası değil tabiat kanunları sonucu olduğunu ve gerekli önlemleri almayan yönetimlerin ve bu konuda bilinçli olmayan vatandaşımızın hatalı olduğunu hiç düşenemeyecek miydik.. her depremden sonra bilim adamları çıkar konuşur, yapılması gerekenleri tekrar tekrar anlatır, ama bizlerin özellikle de yönetenlerin bir kulağından girer öteki kulağından çıkardı söylenenler.. başörtülülerin üzerine tüm gücüyle giden askeri vesayetçiler nedense depremin üzerine gitmeyi ...