Kayıtlar

Ahşap Konak-18

     Ahşap konak sakinleri için artık gerçekten sakin, ama biraz da hüzünlü ve üzüntülü günler başlamıştı.. ''Cömert Baba'' malından olmuş, memlekette de Atatürk'ün vefatı sonrası artık tek parti devletinin milli şef dönemi başlamıştı.. Atatürk'ün beklenmedik ve erken vefatı tüm ülkeyi yasa ve ümitsizliğe düşürmüştü.. Genç Türkiye'nin coşkulu ve umutlu günleri artık gerilerde kalmıştı.. Atamız; ''Türk! Öğün, Çalış, Güven'' derken tüm millet en çok ona güvenmişti.. ama o büyük adam çok erken bırakmıştı halkını ve ülkesini.. üstelik dünya ekonomik buhranı ülkemizi de etkisine almıştı iyice.. Birinci Cihan Harbinin yenilmiş tarafları doğrulup ayağa kalkmaya uğraşıyorlar, galip ülkeler sömürgecilik ve eski düzenlerini sürdürmeye çalışıyorlar, bütün kaybeden taraflar daha savaşın yorgunlukları ve tazminatları konusu bitmeden yoksulluk ve haksızlıklarla baş etmeye çalışıyorlar, bu arada da savaşın en büyük galiplerinden olan Sovyetler Birliği, daha...

Din/Tarikat

        Bir süredir en çok karşılaştığımız ve neredeyse onlarsız günümüz geçmeyen kavramlar üzerinde düşünmeye çalışıyorum.. Din de bunların önde gelenlerinden biri...    Din konusu belki de insanın ilk düşündüğü konulardan biri.. öyle ya canlılar içinde sadece biz insanlar dünya dediğimiz bu ortama neden geldiğimizi (gönderildiğimizi?) zaman zaman düşünüyoruz.. başka canlılar bunu düşünür mü bilmiyoruz henüz.. bir gün canlıların düşüncelerini okumayı başarırsak (bence çok korkunç bir şey olur ama) onu da öğreneceğiz.. ama şimdilik bunu es geçelim ve o büyük özgüvenimiz ve bencilliğimizle sadece düşünen yaratıkların biz insanlar olduğunu kabul edelim.. işimiz gücümüz olmadığı zamanlar, yapacak başka şey de bulamayınca böyle şeyler düşünüyoruz işte, nereden geldik, nereye gidiyoruz gibilerinden.. antik çağlardan beri hatta belki de çok çok öncelerinden insanlar bunları düşünmüş, hatta bazıları dünyayı ve her şeyi anlamak için önce kendimizi anlayalım bi...

Kandilkaya-2

     Çıt, Çıt, Çıt... çıtır çıtır çıtır çıtır.....    Ortalık zifiri karanlık ve aniden bir makine çıtırtısı duymaya başlıyor.. oysa biraz öncesine kadar karanlık ve sessizlikten başka hiç bir şey yoktu.. bu sürenin de ne kadar sürdüğünü bile bilmiyordu.. bir koltukta oturduğunu hayal etti.. belki de yatar durumda tavana bakar haldeydi kim bilir.. neredeydi acaba.. hani gecenin bir yarısında birden karanlık bir yerde gözünüzü açarsınız ve bir an için nerede, nasıl bir durumda olduğunuzun ayırdında olamazsınız ya.. o anda zaman ve mekan bilinci kaybolmuştur adeta.. sadece kendisinin farkında ama onun dışında hiç bir şey hakkında bir fikri yoktur insanın.. sonra yavaş yavaş içinde bulunduğun yer hakkında, ondan sonra da dünyada bulunduğun yer hakkında bir fikir edinmeye veya tahminde bulunmaya başlarsın.. işte o da tam  böyle bir haldeyken yukarıdakine benzer sesler duymaya başladı.. ses sanki bir dişlinin belli bir ritimle dönerken bir başka dişliyi hareket ...

Ahşap Konak-17

   Cumhuriyetin ilk on yılındaki zamandayız yine.. Genç Cumhuriyet yeni kurulmuş, herkes büyük bir gururla başarısının manevi tadını çıkarmakta ve Atasının yol göstericiliğinde yeni yeni yürümeye çalışan küçük bir çocuk gibi yeni hayatta ilk adımlarını atmaya çalışmaktadır.. ortada ya da elde avuçta fakirlik ve ilkellik dışında ekonomik değeri olan hemen hemen hiç bir şey yoktur, üstüne Osmanlıdan kalan borçlar da ödenmeyi beklemektedir.. Lozan antlaşması çalışmaları daha doğrusu münakaşaları sırasında İngiliz baş murahhasın dediği gibi (''Siz burada; savaşı kazanmış, bağımsızlığınızı almış bir ülke olarak konferansta olabilirsiniz ama kısa zamanda ekonomik olarak çökecek ve bize el avuç açacaksınız, o zaman verdiklerimizi sizden yavaş yavaş geri alacağız''.. evet, hemen hemen aynen bunu demiştir müzakereci İnönüye.. o da, ''o zaman geldiğinde görüşürüz'' demiştir kısaca..) hesabı ödeme zamanları gelmiştir.. tüm 'medeni' devletler ilgi ve iştahla...

Demokrasi

     Demokrasi en kötü yönetim biçimidir demiş Winston Churchill, ve hemen ilave etmiş; tabi bugüne kadarki tüm yönetim şekilleri hariç tutulursa...    Tam bir İngiliz sözü... Bu sözü Churchill; Başbakanı olduğu ülkesi İngiltere, daha doğrusu İngiltere İmparatorluğu 2. Dünya savaşının kazananı olduğu halde, hemen savaş sonrası yapılan seçimi kaybedince söylemiş.. öyle ya, ülken koskoca bir cihan harbini kazansın, sen de bu kazancı sağlayan beyin takımının yani idarenin başındaki adam ol, sonra da nankör millet seni seçimle değiştirsin ödül olarak.. Demokrasi olmasaydı bu sonuç ortaya çıkar mıydı.. belki de tersine Churchill kral bile olurdu.. ya da eski zamanlarda kralı elinde oynatan devlet adamlarından biri gibi perde arkasındaki gerçek kral olurdu.. halk da bu sırrı bildiği için korku ve hayranlık karışımı bir duyguyla onu alkışlardı.. nereden çıktı bu demokrasi.. hem de üstelik monarşi ile idare edilen bir ülkede..    Demek ki bir ülkede demokrasi ...

Kandilkaya-1

   Temmuz ayının başlarında olsa da sanki yılın en sıcak günlerinden biriydi ve günün de en sıcak zamanı olan bir öğleden sonrasıydı.. Bağın, üzümler ve yıllanmış kocaman ağaçlardan oluşan yeşil ve serin gölgelikleri artık gerilerde kalmış, önünde dik bir yokuş başlamıştı.. yorgun dizleri şimdi bir kayalık dağı tırmanıyordu.. neydi onu buraya bu saatte getiren, şu an pek düşünmüyordu.. etraftaki bembeyaz koca taşların üzeri karayosunları ve likenlerle kaplıydı.. kayaların arasında kalmış küçücük toprak parçaları üzerine tutunmuş, ama şu an ilkbaharın çok uzaklarda kalması nedeniyle artık bir diken yumağı haline gelmiş, başka yerlerde de pek görülmeyen cinste ölü bitkiler dışında göze pek bir şey çarpmıyordu.. canlı olarak o koca boşlukta bir kendisi vardı adeta.. sanki bir astronot gibi şu an ay üzerinde yürüdüğünü düşündü.. ne bir ses, ne bir nefes, çıt çıkmıyordu etrafta.. zirveye üçyüz metre kadar bir yol var gibi görünüyordu.. güneş tüm hırsıyla kayaların ve ensesinin üzer...

Ahşap Konak-16

     Bu kez alıştığımız sırayı bırakalım, Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarına dönelim.. Ahşap konağın ilk sahibi hayatını çoktan kaybetmiş, delişmen ve zevk sefa düşkünü evlat artık nisbeten durulmuş, servet suyunu çekip alışılan debdebeli hayattan tam uzak düşmek üzereyken bu defa şeytan devreye girmiş ( çünki eş çok dindar ve hali vakti yerinde olan köklü bir ailenin kızıdır ve içkinin kokusundan bile nefret etmektedir, değil içmek, bir de üstüne imalini yapıp satmak öyle mi, tam bir şeytan işi.. evlerden ırak...) ve tekrar paraya ve dostlarına kavuşan yeni aile reisi alıştığı hayatı yeniden yaşamaya başlamıştır.. üstelik artık mirasyedi bir evlat değil başarılı bir iş adamıdır.. Cumhuriyetin kurucusunun da çok sevdiği ve halktan saklamaya gerek kalmadan severek tükettiği rakı, artık onun hem geçim kaynağı hem de yeniden kavuştuğu uzatmalı sevgilisi durumundadır.. işler o kadar hızlı gelişmiştir ki kaliteli ve markası da hayli tutmuş isim yapmış olan rakılarını kasa kasa...