Kayıtlar

Renk Aşkı

       Babamın bazı anlarda durumu izah için sık sık kullandığı bir özdeyiş vardı: ''Zevklerle renkler tartışılmaz'' ...      Bu sözü kim söylemiş veya bir yerden mi okumuş bilmezdim, ama bir konuda tartışıp da bir karara varamadığımız durumlarda veya birbirimizi ikna edemediğimiz konularda tartışmayı sonlandıran, adeta son noktayı koyan bu deyiş hemen herkes tarafından itirazsız kabul ediliverirdi nedense..      Uzun zamanlar geçti aradan.. zaman zaman ben de kullandım bu maymuncuk misali deyişi bir çok meseleyi çözümsüzlükten kurtarıp çabuk ve pratik bir uzlaşma sağlayabilmek amacıyla.. sanki sihirli bir sözdü bu, tartışmaları fazla uzatmadan ve sonucunda çıkabilecek tatsız durumlardan, ya da kimsenin tatmin olmayacağı sonuçlardan bu söz sayesinde sıyrılıveriyordunuz adeta.. herkes bunu duyunca adeta tartışmanın o şehvetli çabasından soğuyuveriyordu.. sanki tartışmanın bir anlamı kalmıyordu.. herkesin fikri kendine en doğrusudur, bize ...

Güneş

                 Güneş akşama hazırlanıyor gibi                Birazdan saklanacak dağın arkasına                Gölgeler uzamaya başladı                Oysa apaydınlık her yer henüz                Oturuyorum yaşlı zeytin ağacının altında                                Uzakta sessizce uzanmış deniz, arkamda Mimas                Yazın yarısı bitmiş, sonbaharın ayak sesleri                Mevsim de akşamına hazırlanıyor gibi                Düşünüyor geçmişte kalan sıcak günleri                 Canlı cansız herkes derin bir tefekküre dalmış  ...

Koşu

            Koşup duruyorum hâlâ           Çünki herkes koşuyor bir taraflara           Niçin koşuyorsun diye sorarsan           Herkes koşuyor ya, işte ondan           Zaten koşmayıp dursam bir an           Çarpıp düşürecekler arkamdan           Durmayalım düşeriz diye           Bağırıyorlar durmadan           Nasılsın, ne yapıyorsun diyenlere           Demiyor muyuz, koşturuyoruz işte diye           Sonra da diyorlar, bu telaş niye           Atlı mı kovalıyor arkandan           Ben yoruldum, bıktım artık dersen           İşin kanunu bu diyorlar, yersen           Doydum artık, istemem dersen       ...

Kandilkaya-6

     İşte artık ona yabancı gibi görünen bedeni şimdi biraz yorgun, biraz şaşkın bir halde ayağa kalkmıştı.. sanki nerede olduğunu, ne yapmak üzere buralarda bulunduğunu hatırlamaya, çıkarmaya çalışır gibi duruyordu etrafına bakarken.. biraz sonra buz gibi akan kaynak suyuna ve küçük havuza baktı.. sonra da sanki bir şeyler hatırlamış gibi kayalığın tepesine doğru bakmaya başladı.. niçin burada olduğunu anlamıştı sanki.. biraz daha düşündükten sonra yürümeye başladı.. kendisi o anda bedeninin geri döneceğini düşünmüş ve üzülmeye başlamışken, tersine görüntüsünün dağa şimdi tırmanmak için bir patika yol bulup ona yöneldiğini görünce bu defa içi sevinçle ve gururla doldu.. demek amacını da hatırlamıştı bedeni, ve kararlı bir şekilde tepeye doğru yürümeye başlamıştı.. yarıda kalan iş tamamlanacaktı.. bu kesindi.. oysa elinden gelse koluna girer, gerekirse sırtına alır, yine de çıkarırdı bu tepenin başına onu.. ama yanılmamıştı işte.. perdede görünen kendisi dağın tepesine tı...

Kandilkaya-5

      Elektriklerin geldiğini ancak ekrandaki görüntülerin harekete geçmesiyle anlamıştı.. ışık onu derin düşüncelerinden uzaklaştırmıştı şimdi.. merakla perdeye bakmaya, neler olduğunu izlemeye başladı.. bir yandan da düşünüyordu tabi, birden düşüncenin de bir zaman fonksiyonu olduğunu anladı.. tıpkı hayat gibi zaman ilerledikçe düşünce dizileri de ilerliyordu, gerçi sık sık eski anılar, oradan başka ağaç dallarına atlamalar, tamamen farklı yönlere uzanmalar.. ama hepsi an'lar geçtikçe ilerliyordu.. tıpkı perdedeki hareketler gibi.. ''Cogito ergo sum/Düşünüyorum öyleyse varım''.. Descartes böyle söylemişti.. düşünmek de zaman içinde gelişen bir şeydi.. zaman her şeyin belirleyicisiydi demek.. zaman ilerledikçe anlıyor ve farkına varıyorduk her şeyin, kendimizin bile.. zaman hız kavramını da çağrıştırıyordu ister istemez.. öyle ya, zaman da belli bir hızla akıp gidiyordu.. ama biz bunun farkına pek varamıyorduk.. tıpkı rayların üzerinde hızla giden trende seyahat ed...

Dostluk/Yalnızlık

   Nedense bu iki kavram beraber çağrışım yaptı bende.. dostu olan yalnız değildir.. ya da yalnız olanın dostu yoktur, veya yok denecek kadar azdır, gibi bir düşünceye yol açıyor sanki, bu ikili peş peşe yazılınca.. dostu çok olan, hep onların arasında, dostlarıyla dolu ortamlarda vaktini geçirip yalnızlık nedir bilmeyen bir insan, veya çeşitli nedenlerle dost edinememiş veya dostlarını bir sebeple kaybetmiş, dolayısıyla yalnızlığı hissederek bu halin nasıl bir durum olduğunu iyi bilen bir insan, bu kavramların birbiriyle ilişkisi veya farklılıklarının ayırdına daha iyi varabilir gibi geliyor bana..    Önce dost nedir, dostluk nedir diye sorup, kendimce bunlara bir cevap arayayım diyorum.. öyle ya özellikle eski şiirlerde hep dosttan bahsedilir, ''bir dost bulamadım gün akşam oldu'' diye meşhur bir beyit bile vardır.. öncesinde dost! dost! diye nice aramıştır dostunu bu beyti yazan kişi, ama sonunda yani hayatının artık akşam zamanında, hâlâ bir türlü bulamamıştır ar...

Kandilkaya-4

     Karanlık salonda babasını aradı bir süre daha gözleri.. yakınlarda olduğundan neredeyse emindi.. sonra tepesinden perdeye doğru uzanan ışık huzmelerine daldı gözleri.. kuzey kutbunda görülen Aurora kutup ışınları gösterisine ne kadar benziyor diye düşündü..    Ama bu tepemdeki ışınlar bir bilgi taşıyorlar dedi sonra.. hemen başımın üzerinde bir beyaz levha tutsam bu ışık sağanağına, perdedeki manzaranın daha küçük bir örneğini görecektim.. ama şu an ışığa bakarak içinde ne gibi bilgiler taşıdığını bir yere düşüp yansımadıkça anlayamıyorum, demek ki bu ışık sağanağının içinde ne bilgiler olduğunu anlamanın da bir yolu varmış dedi.. sonra yine aurora kutup ışınları geldi aklına.. acaba o muazzam ışık gösterisi de bir bilgi mi taşıyordu?.. bu ışıklar güneşten geliyordu bildiğimiz kadarıyla, ama nereye gidiyorlardı acaba.. belki de bir şeyler anlatmak istiyordu bu ışık sağanağı bizlere, ama şu anda benim tepemdeki ışık akıntısına baktığım gibi ona da boş boş ba...