Kayıtlar

Şubat

       Bugünlerde Masum isimli dizi filmi izledim.. oyuncular rollerinin hakkını vermiş, konu da oldukça iyi anlatılmış, sürükleyici bir dizi.. 8. bölümü dün bitirdik.. konu polisiye gibi işlenmiş ama insanı anlatıyor her şeyde olduğu gibi.. masum kişiler ve masumiyet üzerine ben de geçen yıllarda burada bir şeyler yazmaya çalışmıştım.. kime masum diyeceğiz?, masumiyet nedir?, insan dediğimiz yaratık ile masumiyet arasında bir ortak nokta var mıdır? gibi derin ve içinden çıkılamaz sorular hepimizi zaman zaman meşgul ediyordur.. özellikle masum sandıklarımızın hiç de öyle olmadığını görünce Sezen Aksu'nun 'masum değiliz hiç birimiz' şarkısını mırıldanmaktan kendimizi alamıyoruz.. sanki masumiyet sadece çocuklukta kalan, zaman içinde yaldızları dökülen, boyası çizilen, foyası ortaya çıkan bir şey.. zaman içinde belki hâlâ çocuk kalmış büyükler -ki onlara biz pek de hak etmedikleri sıfatları layık görüyoruz- biraz da olsa masum kalabiliyor.. insanın eğer bir ruhu varsa,...

Hayaller...ve gerçekler.

       Üzerinde tam teçhizatlı teknik adam kıyafetli adam, hatta başındaki kişisel koruyucu donanım olarak mecburen taktığı, artık şu an kafasında olup olmadığını bile unuttuğu kaskı ile oturuyordu bir masanın kenarında.. elinde kullan at tipi bir dikdörtgen tabak ve içinde bir parça küçük pasta ve plastik çatalı.. doğum gününü kutlamak için gelmişlerdi çok sevdikleri arkadaşlarının odasına bu öğlen molasında.. kendilerince bir sürpriz yapmak istemişlerdi.. kısıtlı bütçelerinden ayırdıkları parayla en küçüğünden, üzeri çilek aromalı ve pembe renkli yaş pastalarını, yanlarında getirdikleri birkaç köpük tabak ve çatalla birlikte.. ben de tesadüfen bu kutlamaya dahil olmuştum.. pastayı son derece ciddi ve bir mühendis edasıyla eşit üçgenlere ayırmıştı doğum günü kutlanan arkadaş.. yine pastayı getirenlerden aldığı cep çakısıyla.. ikram olsun diye önce bana uzattılar bir köpük tabak ve plastik çatalla birlikte bir parça çilek aromalı pastayı.. sonra diğer üç kişi de payl...

Gerçek Hayat

       Bazen düşünüyorum da biz gerçek bir hayat ortamında mıyız, yoksa beklentilerimiz doğrultusunda kendi dünyamızda mı yaşıyoruz karar veremiyorum.. sizlere de oluyordur sanırım, bazen kendinizi çoook eskilerde bir anda hissedersiniz, bazen de sanki gelecekte bir yerlerde, hayal aleminde bir zaman ve mekanda düşlersiniz..                            Ne içindeyim zamanın,                            Ne de büsbütün dışında;                            Yekpâre, geniş bir ânın                            Parçalanmaz akışında.                             .......      Ahmet Hamdi Tanpınar ne güzel ifade etmiş değil ...

Kendi kendime...

       Bugün de kendi kendime konuşmalara yer vereyim dedim.. bakalım içimde hiç durmayan fikirler ve diyaloglar yazıya nasıl dökülecek.. ben de merak ediyorum doğrusu.. hiç plan veya ön taslak falan yapmadan aklıma gelen şeyleri yazmakta olduğum için yazı bazen anlatmak istediğim yere değil kendi istediği yerlere doğru gidiveriyor.. ben de sona geldiğimde yahu ben ne demek istemiştim ne dedim diye şaşırıyorum.. ''Men çe guyem, tamburem çe zened?''...işte gerçek amatör bir yazarın hali.. ya da zoraki blogger dediğin böyle olur.. olur mu, olur...      Uçuşan fikirler en çok da sabah erken saatlerde kanat çarpıyor zihnimde.. size de öyle oluyor mu bilmem.. iyi ki yazar olmamışım.. kuşlar uçmazsa ne olacaktı o zaman.. hiç olmazsa bir yarasa bile şöyle önümden geçmese.. kanadının sesini duymasam bile belki rüzgarını hissetsem yüzümde.. belki de sivrisinek vızlaması bile yeterdi bazen.. ama ortalıkta ne sivrisinek bıraktık ne de bunları yiyerek beslenen yar...

Yaz bitti...

       Evet yaz bitti.. Çocukluğumdaki baba evinin duvarında her sene yenisi asılan ve her sabah büyük bir ciddiyet ve sorumluluk duygusu ile birer yaprağını koparıp önünü ve arkasını bir güzel okuyup sonrada nereye koyacağımızı bilemediğimiz o Saatli Maarif Takviminde de yazdığı gibi kasım ayının onundan sonraki günlere denk gelen ''Pastırma yazı'' günleri de bugünlerde son demlerini yaşamakta.. bu günler yazın bittiğini biz insanların iyice anlaması için, son bir kez trenden el sallayan yolcu hassaslığı içinde sıcak duygularını gönderiyor sanki..      Oysa tabiat ve hemen tüm canlılar böyle şeylerden bîhaber, ama yine de son derece hazırlıklı olarak bu mevsim değişimlerini anlayıp gereğini ona göre yapmış oluyorlar, ne kadar şaşırtıcı değil mi? öyle ya; kışlık giysilerini, nelerin moda olacağını, gardrobun nasıl değiştirilip nelerin alınması, nelerin atılması gerektiği gibi son derece mühim şeylerden zavallıların hiç haberi yok.. aynı şekilde, barınm...

İki arada bir derede

       Bu aralar Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bazı gazete ve dergilerde çıkmış kültür, edebiyat ve güncel/tarihi konularda yazılmış yazılarının toplandığı bir kitabı okuyorum. ( Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşadığım Gibi.. Dergâh yayınları) 1901'de doğmuş ve ne yazık ki erken yaşta(1962 de) kaybettiğimiz bu kültür insanımız, kendi devrini olduğu gibi halen de kültür ve edebiyat hayatımızı derinden etkileyen bir yazarımız, fikir insanımız.. Tanpınar hayatı boyunca hemen hepimizin olduğu gibi benim de sürekli beynimi kurcalayan sorulara cevaplar ve çözümler aramış.. halen de üzerinde çalışılan ve çözüme ulaşamayan bir çok meselemiz hakkında değerli fikirler üretmiş..      Neredeyse 1800'ler hatta daha öncesinden başlayan bir çaba içindeyiz ülke ve millet olarak.. belki bunun çoğumuz farkında bile değiliz, ama neredeyse debelenmekte olduğumuz diyeceğim bu halimiz ne yazık ki öyle kolay kolay anlatılıp çözüme ulaşılacak gibi de değil.. cahil cesareti diyelim, ben bu ...

Kapitalizm/Sosyalizm

       Derin ve hakkında çok uzun yazılar yazılacak konuları kısa bir yazı içine sığdırma cesareti (cahil cesareti de diyebiliriz bu hale) ile bir başka ying yang meselesine daha atlama çabası ile bir şeyler karalamaya çalışacağım yine.. Ying Yang ın da bir şerefi vardır diyeceksiniz bana, ama bu kapitalizm ve sosyalizm de bir bütünün iki ayrı, zıt ama birbirini tamamlayan parçaları gibi geliyor.. gerçi sosyalizm sanki kapitalizm'den sonra gelecek ve ona alternatif olacakmış gibi gösterilmeye çalışılıyor hissi ve önkabulü herkesçe üzerinde uzlaşılmış bir fikir gibi gelse de, yine bana göre kapitalizm de sosyalizm de adı böyle konmadan ve sosyal bilimlerin ve iktisat bilimlerinin konusu olmadan çok çok önceleri yani insan toplulukları kurulduğundan beri neredeyse, iki zıt kutup gibi toplumları etkilemiş görüş ve uygulamalardır bence.. insanın fıtratı dediğimiz yaradılışında vardır sahiplenme, toplayıp yığma, başkalarının malına mülküne çökme, el koyma arzusu, başkalar...