Kayıtlar

7- Acı Kaybımız..

       '' ACI KAYBIMIZ.. Kentimizin sevilen ve sayılan büyüğü, emekli Tapu Dairesi memurlarından, meslekdaşımız Fahrettin Dönmez'in sevgili babası Hüsamettin Dönmez, dün, bir kaç gündür tedavi altında bulunduğu Devlet hastanesinde hayatını kaybetmiştir. Merhuma Tanrıdan rahmetler, meslekdaşımız ve kederli ailesine başsağlığı dileriz... (..)Şehri yerel gazetesi Memleket Postasından...      Her şey o kadar hızlı seyretmişti ki, acar gazetecimiz bile bu bir kaç gün nasıl geçti anlayamamıştı.. Orhan Hoca ile konuşup mutlu ve umutlu hislerle evine döner dönmez gelen telefon; babasının o akşam aniden fenalaştığını ve hastaneye kaldırıldığını, durumunun acil olduğunu kısa cümlelerle haber vermişti.. Enişte beyden gelen bu telefonla bir an ne yapacağını bilemez halde donup kalan Fahrettin, hemen küçük bir çanta hazırlamış ve patronuna da - o saatte aramak ayıp olur düşüncesiyle- bir mesaj atarak durumu özetlemiş ve memlekete gitmek üzere hemen harekete geçmişt...

Abla!

                                                                                                        ABLA!                         Abla! beni duyuyor musun?                         Ben seni duyamıyorum abla!                         Abla sen üşüyor musun hâlâ                         Bak ben artık üşümüyorum ki                                                  Kolumun ...

6- Dünya nedir?

       Orhan hoca bozdu yine uzunca bir aradan sonra sessizliği.. -Evet Fahrettin; Dünya dediğimiz o kainatın içinde bir toz parçası kadar bile yer etmediğini öğrendiğimiz yerküreyi kastetmiyorum tabi ki.. içinde milyonlarca senedir milyonlarca çeşit canlının doğup büyüyüp sonra da tekrar koynuna geri döndükleri toprağı da kastetmiyorum.. ben dünyanın hayatımızdaki anlamını ve nasıl bir sahne olduğunu sormak istiyorum.. zaten tarih boyunca tüm şuurlu benlikler de sanırım içinde yaşayıp durdukları bu sahneye bir anlam vermek istemişler.. kimi felsefe yolu ile, kimi sanat yolu ile geleceğe onlardan sonrakilerin bu konuda üzerinde düşünüp devam ettirecekleri bir fikirler silsilesi bırakmışlar.. ben de işte böyle, çoğu zaman düşünürüm bu dünya nasıl bir ''hane''dir diye.. bilirsin hane ev ,içinde barındığımız yer anlamındadır.. netice olarak bizler de dünya içinde sınırlı bir süre barınıyoruz.. acaba derim Dünya bir Cambazhane midir?, yoksa bir Hayâlhane midir, ya da bir...

5- Tercüme-i Hâl

       Orhan hoca, kendisini çok seven ve sayan bir öğrencisiyle karşılaşan her emekli hoca gibi genç gazetecimizi de gördüğünde çocuk gibi sevinmişti sanki.. o anda kendisini bir zamanlar hoca olarak dolaştığı, ama şimdilerde canının pek de gitmek istemediği fakültesinin o uğultulu koridorlarında bir eski öğrencisiyle karşı karşıya gibi hissediyordu...      -Hocam buyurmaz mısınız masama, ben de ilk kez geldim buraya tamamen tesadüf eseri.. ama sizi karşımda görünce ne kadar sevindim bilemezsiniz.  bütün öğrencileriniz gibi ben de sizin bir hayranınızım.. o esprili ders anlatmalarınızı, arada da hayatla ilgili anekdotlar paylaşmanızı ne kadar özlemişim, sizi görünce gerçekten çok sevindim hocam, lütfen buyurun.. dedi.. Orhan hoca da cevaben; -seni çok iyi hatırlıyorum, adın Fahrettin'di değil mi?.. rahmetli amcamın ismi olduğundan dikkatimi çekmişti.. ama senin terbiyeli, zeki ve ilgili tavrından da her zaman iyi bir öğrencim olarak hafızamda yer...

4-Meyhanede

       '' 2 MART.. Şu sıra cevaplanamayacağını bildiğimiz sorunlarla ilgili sorular sormayalım. Sadece elinden geldiğince iyi yaşamaya bak, şu anda nasıl yaşıyorsan onu sürdürmeye çalış. Bence insanın sonsuzluk duygusuna en yaklaştığı an bugünü yaşamaktır...      Bazen kimsenin sevebileceği biri olmadığımı fark ederek ürperiyorum. Doğuştan gelen bir idealizmden olsa gerek, dünyadaki hiçbir şey iyi görünmüyor, yalnızlığım da mazoşist bir arzu...      Nereye baksam gördüğüm şey... bayağılık, budalalık, ikiyüzlülük... Bu yüzden giderek hoşgörüsüz olmaya başladığımı fark ediyorum, onun için de kimseyi kırmayayım diye toplumdan uzak duruyorum. İnsanlara katlanamamak, diye tanımlayabileceğim tavrımdan nefret ediyorum ama elimden hiçbir şey gelmiyor.      Bir yandan da olanaksız olduğunu bile bile sevmek ve sevilmek istiyorum... Galiba gizli bir yöntemle gerçek olandan kaçtım. Zamanımın büyük bölümünü yazarak ya da yazdıklarımı d...

3-Dışarıda

       Apar topar kendisini dışarı atan kahramanımız ne tarafa gideceğini de bilemeden, sanki kendisinden kaçıyor gibi, ama nereye, ne tarafa kaçacağını, orada kendisini koruyacak bir ortam olup olmayacağını da bilmeden öylesine yürümeye başladı artık iyice gece karanlığı çökmüş ve ıssızlaşan sokaklarda..      Şu anda tuhaf bir halet-i ruhiye içindeydi.. kendisini o kadar hafif ve boş hissediyordu ki, bu halime en uygun durum ne olabilir derken, aklına çocukken oynamaktan çok zevk aldığı, küçük bir tel çemberi sabunlu su dolu bir küçük şişeye daldırıp sonra da çember içinde oluşan şeffaf sıvıya üfleyince birden havayla dolup kısa zaman sonra da çemberden ayrılıp uçuşmaya başlayan sabun köpüğü balonları geldi.. evet, kendisini aynen o balonlar gibi hissediyordu şimdi.. içi boş, hava akımı nereye iterse oraya doğru nazlı nazlı giden, bir şeye çarpınca veya bilinmeyen bir sebeple birden patlayıp yere küçük bir su damlacığı halinde düşüveren bir baloncuk.....

2-Akşam

       Görev bilinci ile dolu olarak kapının anahtarını çeviren ve içeri giren acar muhabir ve misyon insanı Fahrettin, evinin o özlediği hafif rutubetli bekar evi kokusunu içine çektiği sırada, farkında olmadan bu tanıdık koku da onu sarıp sarmaladı ve kendince; -hoş geldin!, kandili nerede söndürdün bakalım dün gece? demiş gibi bir duygu uyandırdı delikanlının muhayyilesinde.. çoğu insana garip gelebilecek olan bu yalnız insan evi kokusu, nedense kahramanımızda sanki bir ölçüde bağımlılık yaratmıştı.. evinden uzakta iki günden çok bir zaman geçirse, hemen bu kokuyu zihninin bir yerlerinden gelen küçük bir kıvılcım ile anımsar, bir an önce evine dönmenin yollarını aramaya başlardı.. eşyaya ve mekâna bağımlılıktı bu his bir bakıma.. acaba her insanda olan bağlanma ve sahiplenme dürtüsü onda da bu şekilde mi zuhur etmişti?.. belki de uzun süredir memleketinden uzak, bu gurbet ellerde hayata tutunmaya çalışan bu genç insan, bu çeşit bir bağımlılık geliştirerek ana kuca...