Kayıtlar

27- Durum Vaziyet

       Aniden gerginleşen ortamı biraz yumuşatmak, biraz da dikkatleri dağıtmak amacıyla olsa gerek Jale boşalan çay bardaklarını alıp mutfağa gitme hamlesine girişmişti ki aniden Fatma hanım, -Yerinden kıpırdama! burada bu işler bana aittir, egemenlik alanımdan uzak dur! dercesine olaya müdahil oldu ve Jalenin elinden çay bardağını kaptı ve diğer bardaklara da yönelerek çayını henüz bitiremeyenlere de çay yavaş demlenir, ama hızlı içilir, bilmiyorsanız öğrenin! dercesine sert bir bakış fırlatarak bu bakışların neyi meram ettiğini hemen anlayanların bardaklarına hamle edip kalan çayları da son ve büyük bir yudumla içmelerini müteakip bardakları belli bir sıra ve karışmaması için özel önlemler alarak ve alışkın ellerle tepsiye dizerek muzafferane bir tavırla mutfağa yöneldi. Şimdi salonda dört kişi konuşmanın hangi biçime tahvil edeceğini merakla bekliyordu sanki.      Fahrettin konuşmaya başladı sonra ve daha çok Osman beyi muhatap alırcasına ve ona do...

26- Muhabere

     İdarehanenin giriş kapısının arkasında iki kişinin konuşmasının duyulması, bu seslerden gür olanın  Sacit Sami beye ait olduğunun hemencecik anlaşılması, onunla; hocam, efendim gibi kelimelerle saygılı bir şekilde konuşanın da büyük ihtimalle hâlen istihbarata çalışan, patronun her dışarı çıkışında sanki sıra ondaymışçasına karşısına çıkıveren, her seferinde nereye gidecekse onu bir makam arabası şoförü gibi itinalı, ciddi, saygılı ve vazifeşinas bir tavırla karşılayıp gideceği yere ulaştıran Osman beyden başkası değildi şüphesiz. Bu adamcağız nedense hiç yazıhaneye gelmemişti şimdiye kadar, işi bittiğinde durakta yerini alır, genellikle de gazete idarehanesine girenleri, çıkanları tarassut etmekle geçerdi zamanının çoğu, işin garibi duraktaki öteki şoförlerin de bu durumu son derece tabî karşılamasıydı, kim bilir belki onların da başka ''görevleri'' vardı. Her neyse..      Sacit Sami bey daha kapının zilini çalmadan Jale çoktan kapıyı açmıştı bil...

25- İlk görüşte..

       Kendisini tanıtınca genç kızın hafif bir tebessümle geri çekilerek araladığı kapıdan içeri girerken hayatında yeni bir safhanın başlamakta olduğundan hiç mi hiç haberi yoktu gencimizin, yıllar sonra acaba bu olayı nasıl hatırlayacak ve hangi duyguları tetikleyecekti gencimizin kafasında, onu şimdi biz de bilemiyoruz, ama kesin olan bir şey varsa o da, gencimizin şaşkınlıkla karışık bir heyecan, kıskançlıkla karışık bir hayal kırıklığı, ürkeklikle karışık bir ne yapacağını bilemezlik hali içinde şimdi artık sanki bir misafir gibi gazete idarehanesine girmekte olduğunun bilincine varır gibi olmasıydı.      Daha bir kaç adım atıp da henüz on gün öncesine kadar patronu, kendisi ve ara sıra ortalığı toparlayan ve sürekli çay ikmali yapan hizmetli kadın dışında pek gelenin gidenin de olmadığı bu mütevazı fikir ve siyasi gazete merkezinin bir kadın eli değip de her şeyin eski yerlerinden bambaşka yerlere yerleştirildiği, masaların üzerinde değil alakas...

24- Yolda

       İşte şimdi tekrar İstanbul'a dönüş yolunda, otobüsün cam kenarındaki koltuğuna kurulmuş, dalgın dalgın gözünün önünden kayıp geçmekte olan ıssız tarlaları, ağaçsız otsuz taşlık dağ başlarını, kurumuş dereleri, kerpiçten yapılmış soluk renkli ve silindir şeklindeki sanki yüzlerce yıldır orada olan bir taşla sıkıştırılarak düzeltilmiş toprak damlarıyla ve yine sanki binlerce yıldan beri aynı mimari özelliklerini devam ettiren önleri ufak avlulu, dağınık bahçeli, ahırlı ve kümesli evleriyle, ortalıkta kimselerin hatta köpeklerin bile gözükmediği virane görünümlü mahzun köyleri, taş toprak ve inşaat malzemesi yüklü ve çok nadir de olsa kırık dökük bir kaç ev eşyası, somyalar ve kilimler, yatak ve yorgan ruloları, eski bir soba ve boruları, bir de küçük bir buz dolabının arasında, eşyalara sahip çıkması amacıyla kendisine ufak bir yer bularak eğreti bir tarzda oturmuş ifadesiz ve soluk yüzlü bir genci taşımakta olan yorgun kamyonları bir film şeridi gibi peşi sıra ...

23-Evde son gece

       Sorular ve bulunamamış ama en azından gidiş yolu üstünden biraz puan alması umulan cevap arayışları ile dolu gün boyu süren bu uzun geziden biraz yorgun ve kafa karışıklığıyla yüklü olarak dönüyor olsa da kahramanımız uzaktan annesinin camdaki gölgesini görmesiyle bambaşka bir ruh haline girmişti şimdi, şu anda ağır demir kapıları düşman ilerleyişi korkusuyla hızla kapatılmakta olan küçük ama korunaklı kalesine sığınma amacındaki bir ortaçağ köylüsünün telaşlı ve umutlu heyecanı benzeri bir duygu ve rahatlama arzusu hissiyle baba ocağına ulaştığında akşam karanlığı iyice oturmuştu gök yüzüne.      Annesi ertesi gün yola çıkıp kendi dünyası içinde koşuşturmaya hazırlanan evladına hiç olmazsa bu akşam güzel bir yemek ve sonrasında hoşça vakit geçirerek güzel duygular içinde uğurlamak maksadıyla gün boyu elinden geldiğince hazırlık yapmıştı. Delikanlının eve böyle hızla, adeta telaşla gelişinden, çok eskiden, neredeyse onun çok küçük bir çocuk oldu...

22- Neden?

       Ali Haydar öğretmeninden izin aldıktan sonra eve doğru yola çıkmaktan ani bir kararla -ve belki de içinde kalan derin bir iştiyak'ın yönlendirmesiyle, yine belki de ayaklarının beyninden bağımsızlığını ilan ederek duruma el koyup onu sürüklemesiyle- vaz geçen gencimiz, geldiği yöne değil de bağların sonlanıp tamamen beyaz kayalardan oluştuğundan dolayı uzaktan gece gündüz bembeyaz yalçın bir dağ olarak görünen, ama epeyce yakınına gelince munis ve kolayca zirvesine çıkılacak bir tepe gibi duran ve hatta hatta adeta kendisine gülümseyerek yeni yürümeye başlayan yavrusuna iki kolunu da açarak koşarak gelmesi için davetkâr işaretler gönderen bir anne sevimliliğinde sessiz mesajlar veren bu -onun için yarı kutsal- kayalığa da iyice yaklaşıp ona da son bir veda ziyareti yapmak geldi içinden. Şimdi yine aynı avare ruh halinde, bir yandan sağa sola dalgın bakışlarla göz atarak, öte yandan da içindeki sonsuz yolda her zaman nefesini ensesinde hissettiği öz benliğiyle ...

21- Örtmenim !

       Hulusi bey ve sümsük enişteyi biraz kaba da olsa uğurladıktan sonra, acar muhabirimiz bağda biraz daha oyalandı ve dönüş vaktinin geldiğini düşünerek toprak bağ yoluna doğru yürüdü, ama bu defa geldiği yola doğru değil de biraz daha ilerilere, bağlık arazinin daha içlerine, ortadan sessizce akan küçük derenin kaynağına doğru yürümeyi, oralarda çocukluğunda ailecek yaptıkları çevreyi tanıma gezilerini, çevredeki bağ komşularının neşeli seslerini, buralarda yaşadığı ama şimdi artık çok uzaklarda kalmış o güzel hatıralarını anımsama, en azından o zamanın havalarını hissetme, o günleri yâdetme arzusuyla bu ıssız bağ yolunda amaçsız ve avare avare yürümeyi istedi.      Ama yürürken elinde olmadan düşünmeye de başladı; ''mütayit'' Hulusi bey ve anlattıkları doğrusu etkilemişti gencimizi, ne çok insan var, hepsi de düşünce ve görüş yapıları olarak ne kadar farklı ve ilginç, dedi. Oysa ben hemen hemen bütün insanları kafamda bir kaç ana gruba ayırabilec...