Kayıtlar

45- Sen hiç aşık oldun mu

       Bu ucuz ve gösterişsiz halk meyhanesinde, akşam karanlığı loş salonu daha da mahzunlaştırmışken söze nasıl başlayacağını düşünüyordu gencimiz, ve bu sıkıntılı durumdan da o geçen günlerdeki okulda karşı karşıya kaldıkları karışık ve tehlikeli ortamdan kendisini nasıl kolaylıkla çekip çıkardıysa aynı şekilde şimdi de yine onu rahatlatacak bir duruma çıkarmasını bekliyordu sanki Osman ağabeyden. Oysa yılların kurt istihbaratçısı bu adam sanki hiç bir şey bilmeyen ve öğrenmek için merak da sarf etmeyen tembel bir gedikli orta okul öğrencisi gibi bakmaktaydı ona, ve sanki beni davet eden sensin, belli ki dolusun ve içini dökmek istiyorsun, o halde buyur işte meydan senin, beni yormadan dökül bakalım! der gibi boş ve anlamsız gözlerle onu süzüyor, bu arada da rakısından küçük bir yudum bile alıyordu.       Bir süre bocalayıp, çırpındıktan sonra kendisine bir can simidi bile atılmayacağını idrak eden suya düşmüş adam pozisyonundaki gencimiz düştü...

44- Cazibe

       Fizikte kuvvet kavramı diye bir şey var; Bir nesneyi hareket ettiren, hızında değişikliğe yol açan etki diye özetleyebiliriz kısaca. Her şeyi ıcığına cıcığına kadar ayrıştırmaya ve incelemeye meraklı fizikçiler kuvvet dediğimiz kavramı da sonunda birbirinden ayrı özellikleri olan dört temel kuvvete indirmişler, bir çok kuramsal fizikçi de aslında bu dört temel kuvvetin de birbirleriyle ilişkili olduğuna inanmaktadırlar ama şimdilik oraya gelmeden önce kısaca bu dört kuvvet neymiş onu hatırlayalım. İşi taa Arşimede, Democritusa kadar götürmeden, günümüzde bu dört temel kuvvetin; atomun çekirdeğini oluşturan cisimler arasında işleyen Zayıf nükleer kuvvet ve Güçlü nükleer kuvvet diye nitelenen iki kuvvet ile, elektrik yükleri arasındaki etkileşmeleri tanımlayan Elektromanyetik kuvvet ve bu üçünden sonra kuvvetlerin sonuncusu olan ve en zayıf kuvvet olarak tanımlanmasına rağmen neredeyse tüm kainattaki gördüğümüz galaksileri bile yerinden oynatan Kütle çekim kuvve...

43- Nasıl yapmalı

       Gencimizin aklına düşen ''Nasıl yapmalı'' fikri ile Nikolay Çernişevski'nin, İvan Turgenyev'in ''Babalar ve Oğullar'' adlı romanına bir cevap olarak 1863 yılında yazdığı ''Nasıl Yapmalı'' isimli romanının uzaktan yakından alakası yoktu hiç süphesiz. Şu anda, zaten gencimizin daha adını bile duymadığı bu romanın; başlarında kavak yellerinin estiği o müthiş zamanlarda adeta kendilerinden geçercesine okuyup da hemen devrim yapma ve dünyayı kolayca değiştiriverme gibi bir hülyaya kapılan kantin solcularının neredeyse baş ucu kitabı olmuş olduğunu, böyle bir eserin memleketimizde de devrim yapmanın sihirli büyüsüne kapılmış gençlerimizi daha da coşturacağını düşünen soğukkanlı toplum mühendislerince hemencecik kuvveden fiile geçirilerek sorumluluğu üzerine kolayca alıveren idealist ve korkusuz mesul müdürler ve devrime kendilerini adamış küçük matbaa sahiplerinin büyük fedakarlıklarıyla basılmış ve memlekette hemen hemen gençler...

42- Yılkı

       O sabah yine her sabahki gibi yorgun uyandı, bu gece de yine sık sık uykudan uyanmakla ve sonrasında da yine uyumaya çalışmakla tamama ermişti. Bu sene kış zorlu geçmiş, ama o hiç olmazsa gıdasından uzak kalmamış, pencereden gelen ölgün ışığı yattığı yerden izlemek dışında pek bir şey yapmamakla beraber, odacığında pek de soğuğu açlığı hissetmeden yaşamaya devam ettiği için halinden hoşnut, buna da şükür diye diye baharı getirmişti işte.      Yattığı yerin kapısına doğru yaklaşmakta olan sesleri duydu sonra ve ayak seslerini ilgi ile dinledi, yürüyüşünden gelenin Baba olduğunu çıkardı ve onu ayakta karşılama maksadıyla yattığı yerden doğrulmaya çalıştı, ama heyhat! sürekli yatmaktan ve hareketsizlikten olsa gerek ayakları ona hiç de yardımcı olamadılar, bir iki sonuçsuz çırpınış daha yaparken kapı açıldı ve dışarıdan taze bahar kokularıyla beraber Baba içeri girdi. Bu sabah sanki biraz farklıydı Babanın duruşu, çok sevdiği bu adam şimdi biraz te...

41- Utanç

       Kişi neden bir yakınından veya daha da yaygınlaştıralım; İçinde olduğu toplumdan, ailesindeki bir kişiden veya hepsinden, mensubu olduğu bir ideolojik grup veya partinin içindeki bir üyenin ya da üyelerin çoğunun yaptığı bir iş veya açıklamadan ya da yapmadığı bir iş ya da açıklamadan, hatta tuttuğu spor takımının taraftarlarından, oyuncularından veya yöneticilerinden birilerinin yaptığı bir ayıp iş veya söyledikleri bir saçma veya kötü sözden, kısacası içinde bulunduğu topluluk veya yaşadığı toplumdan gurur duyarak ve iyi ki bu ülkenin vatandaşıyım diyerek yaşamak yerine bir çok şeyinden utanarak ve başka kişilerin ya da milletlerin vatandaşlarının gözünde küçük düştüğünü hissederek, kısacası kendi payına bir utanç duyarak yaşar acaba? Öyle ya, her koyun kendi bacağından asılır atasözü uyarınca ortaya çıkan utanılası bir durumda aslında bu durumdan senin, eskilerin deyimiyle bir dahlin, hiç bir günahın ve suçun olmadığı halde; en küçük birim olarak kendi aile...

40- Cafe

       Biraz kıskançlık, biraz cahil cesareti, azıcık hinlik, daha çok da Jale'nin gözüne girmek, az biraz ''buralarda asıl ben varım'', bir miktar ''yani ben gencim zekiyim akıllıyım yakışıklıyım beni hafife alma!'', ve buna benzer çocukça ve tipik Anadolu gençlerinde çok görülen garip bir diklenme tavrı içinde ortaya atılmış olan bu soru; ve henüz sorunun muhatabı tarafından cevaplanmamıştı ki, -yine imdada- Jale'nin sözü yetişti. Aslında ona yöneltilmiş bir cümle varken, damdan düşercesine araya girilerek ortaya atılan bu soruya Orhan hoca ne diyecekti ki?. Adamcağız ne şiş yansın ne kebap kabilinden bu anakronik soruyu nasıl cevaplayacağını düşünürken Jale'nin sakin sesinin araya girmesi doğrusu tam yerinde olmuş ve sıkıntılı durumu, tamamen olmasa da şimdilik, ötelemişti..      - Çok teşekkür ederim hocam bu iltifatınız için dedi Jale, ve devam etti; - Burada tek amatör benim, ve hedefim da gazetecilik yapmak değil, okuluma devam ederek ...

39- Şuara

                                                Güzelliğin o pâretmez, bu bendeki aşk olmasa                                               Eğlenecek yer bulamam, gönlümdeki köşk olmasa...      Ne güzel söylemiş değil mi, Halk Ozanı derler, ama bence günümüzün Yunus Emre'si ünvanını gerçekten hak eden Âşık Veysel. Bizlerin uzun uzun cümlelerle, lügât paralayarak yazmaya çalışıp da yine de meramımızı tam olarak anlatamayacağımız şeyi az ve öz olarak özetleyivermiş.      İşte böyledir şairler, sanki bir başka dilden anlatırlar bir şeyleri, söylediklerinin anlamını anlar gibi olursun da, ne dediğini ve nasıl dediğini, hatta hangi dilde dediğini bir süre çıkaramazsın, sonra da artık nasibin ne kadarsa o kadarını anlar, şaşar kalırs...